İçeriğe geç →

NE AÇLIĞIN ESTETİĞİ VARDIR, NE YOKSULLAR MUTLU

kel kafalı oğlanların gülümseyen yüzlerini fotoğraflayan
el ele üniversiteli sevgililer
ve kaşarlanmış solcular
defolun bok kokulu
geceleri ürktüğünüz mahallelerden
siyah beyaz fotoğraflarınızı da birlikte götürün
ne açlığın estetiği vardır
ne yoksullar mutlu

Yoksul mahallelerde çocuk fotoğrafı çekecekseniz dikkat edin, yanınızda siyah beyaz film olsun. Gerçek renklidir çünkü. Ve kimse gerçeği görmek istemez. Tatillere çıkın. Yol kenerında gözleme yapan kadının fotoğrafını çekin. Arkadaşlarınıza gösterirsiniz sonra. Bak kaçırmadım. Herşeye rağmen henüz kirlenmemiş insanları yol kenarlarında, dağda, köyde, gece konduda arayıp bulun. Sizin olmayan masumiyeti sahipleniverin.

Yalnız fotoğrafta mı var bu sömürü? Şiirde de var, sinemada da. Bu siteyi okuyanların her biri şiir yazmıştır. Basit bir tavsiyede bulunayım. Dizeler tıkandığında, şiir sona ulaşamıyorsa işin içine çocuğu sokun hemen. Tanrı da olur. İçinizdeki çocuktan bahsedin. İdealize edin. Yetişkinliği yerle bir edin ki, bugün için umudumuz kalmasın. Umut yoksa yayılıp yattığınız için kim suçlayabilir sizi? Bak işte çocuk ne kadar saf ve sevgi dolu. Biz yitirdiğimize göre bu altın çağı, yalnız ağlamak kalıyor geriye. Sorgulamaktan vazgeçelim. Sübyancılıktır bu. Sanat sübyancılığı sever. Kendi çocukluğumuzdan yola çıkarak dünyayı sorgulamıyorsak, legoyla oynar gibi kavramları birbirine katmıyorsak, biz ne güzel çocuklardık demek biz sübyancıyız anlamına gelir.

Çocukluğun bu şekilde zehirlenmesi bütün bir hayatı etkiliyor farkında mısınız? Bu mantığın izini sürelim: ”yirmisine kadar sosyalist olmayanın kalbi, kırkından sonra kapitalist olmayanın beyni yoktur”. Sosyalizm, kapitalizm falan önemli değil. Gençlerden gelecek her türlü değişim talebine bu tür mazeretler üretilebilir. Kaşarlanmış çıkar ilişkileri hayatın gerçeği, yılgınlık akıl, askerde boyun eğmeyi öğrenmek olgunluk oluverir.

Bütün bir hayat çocuğa yöneltilen bu sakat bakış açısıyla yönleniyor farkında mısınız? Kaza eseri ana rahmine düşmediyseniz niye dünyaya getirmiş olabilirler sizi? Sakın dizeler tıkanmış olmasın? Sakın hayatın kaybedilmiş şiirini yeniden aramak olmasın? Ebeveynlerin evlatlarını bir türlü çocukluktan azad edememesi sadece koruma iç güdüsünden midir? Sakın oğlan çocuk küpe taktığında, ana babanın bir yatakta siyah beyaz çektiği fotoğraf renklenmeye başlıyor olmasın?

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>