İçeriğe geç →

dikiliden yaş

alelade bir ikindi vaktiydi. okuldan kızılay’a yürümek istemiştim. hava serindi. soğuğu hissetmek iyi geliyordu. hayır, kafam boştu. bir süre cadde boyu yürüdükten sonra parkın içinden geçmeye karar verdim. bir zaman yürüdüm. sanılanın aksine yeşillikler, ağaçların hışırdaması, parkın alacakaranlık havası, bir başına oturan ve dalıp gitmiş yaşlı teyze, öpüşmek için etrafı kollayan liseli sevgililer ve onları uzaktan seyrederek pantolonun önündeki kabarıklığı okşayan adam ruhumu olumlu ya da olumsuz etkilemedi. parkın çıkışına doğru gözüme diğerlerinden yeni olduğu aşikar (tahtalarının diğerlerinin aksine sütlü kahverengi rengini kaybetmemesinden anlıyordum bunu) bank ilişince oturmaya karar verdim.

bir sigara yaktım. canım çektiğinden değil. adet yerini bulsun diye.

sigara bitip kalkmaya yeltendiğimde pantolonumun bir şeye yapışmış olduğunu hissettim. dönüp baktığımda (ve elim de ister istemez pantolonumun arkasına gidip yokladığımda) bankın tahtası üzerindeki budaktan sızan reçinenin tam üzerine oturduğumu anladım.

bir sigara daha yaktım. canım çektiğinden değil. sinirden.

o asabiyetle hızlı hızlı çıktım parktan. ertesi gün okuldan dönüş yolunda yine aynı güzergahı takip edip aynı bank gözüme iliştiğinde yeniden oturdum. bu sefer daha temkinli ama mutlaka bir gün öncesinin kuyruk acısıyla.

bir sigara yaktım. bir önceki gün sigara burnumdan geldiği için değil can sıkıntısından.

etrafta ilgimi çeken bir şey olmadığı için oturduğum sırayı incelemeye başladım. dünden beri budaktan yayılan reçine fazlalaşmış, irili ufaklı budaklardan da sızmalar başlamıştı. reçinenin asidi dokunduğu yerdeki verniği yırtıp akıyordu. oturduğum yere bir daha baktım. temizdi.

bir sigara yaktım, kıçı kurtardığımdan.

ertesi gün reçineler bankın her tarafına yayılmıştı. sıra reçine kusuyordu resmen. zar zor ucuna iliştim tahtanın. ilk ve ertesi gün gördüğüm budaklardaki reçine akıntıları kuruyarak sert tataklar halinde kalmışlardı yalnız.

bir sigara yaktım parktan ayrılırken, ritüelleri sevdiğimden.

son gün sıradaki tüm reçinelerin kurumuş olduğunu, yeni bir sızıntı olmadığını, sıranın renginin birden soluklaştığını (bana mı öyle geliyordu), yeşilimsi bir hal aldığını gördüm. elimi boydan boya gezdirdim tahtaların üzerinde. tüm irili ufaklı budakların etrafını kontrol ettim. çatlaklara, sıranın altına yatıp tahtaların diğer kısımlarına tekrar tekrar baktım.

ağaç-şimdi- ölmüştü.

bir sigara yaktım. efkardan. bir daha da o parktan geçtiğimi hatırlamıyorum.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>