İçeriğe geç →

DELİ MUSA

Ertesi sabah erkenden kalktı ve hemen heykelin yanına koştu. Ve bu ondan sonraki günler sürüp gitti. Kimi zaman onun güzel dudaklarını öperken ya da ince ellerini okşarken, ona sanki heykel nefes almaya başlıyormuş gibi geliyordu. Artık çalışırken şarkı söyleyemiyordu, hatta çalışamıyordu bile. Çünkü heykele öyle derin bir aşkla bağlanmıştı ki bütün zamanını onun önünde diz çökmüş, kendi yarattığı bu güzelliği hayran hayran seyrederek geçiriyordu.

Heykeltraş Pigmalion, Yunan mitolojisi

70’lerde bir orta anadolu kasabasına nasıl olduysa sosyalist bir belediye başkanı seçilir. Belediye başkanının ilk icraatı kasabaya bir park yaptırıp, ortasına bir kadın heykeli diktirtmek olur. Zamanın sağcıları başkanın İstanbul’da bir metresi olduğu ve bu açık saçık heykelin modelinin bu kadın olduğunu söylemekten geri durmazlar. Heykel tartışmalara neden olur, kolları kırılır vesaire. Fakat 90’lara kadar orada kalır. Kasaba bu defa Refah partili bir belediye başkanı bulmuştur kendine. Yeni başkan heykeli olduğu yerden kaldırtır ve bir köyün çeşmesinin yanı başına atar. Gökçek’in Ankara’da heykelleri otuzbir çekerken yakaladığı yıllar.

Heykelin yol kenarına bırakıldığı köyde bir adam vardır, Deli Musa derler. Çocukluğunda haftalarca ateşler içinde yattıktan sonra bir daha düzelmemiş. Sağ ayağı seker. Deliden çok aptaldır Musa. Tarla sürer, hayvanları akşam üzerleri otlaktan toplar, kömür taşır. Ahırdan bozma bir evde yaşar. Canı çalışmak istemediği zaman kardeşleri onu kalın sopalarla öldüresiye döver. Kardeşleri Musa’ya yemek getirir, ölmeyeceği kadar. Altı yedi ayda bir elbiseleri yıkanır. Musa sabahları yumurta kaynatıp, aynı suyla çay demleyen bir adam. Bir gün yumurtanın içinden “cücük” çıkar. Musa civcivi ayıklayıp sabah yumurtasını yine yer. Zehirlenir. Hastaneye kaldırılır. Çocukluğundan beri başka bir defa daha hastalanmamıştır zaten. Civcivi kaynattığı için tanrı onu cezalandırmıştır. Kardeşleri Musa’nın bütün miras payının üstüne konmuştur. Musa hayvanla insan arasında bir yerdedir, heykel bir gece tam evinin önüne atılıp gidilinceye kadar.

Heykel köylüleri de çok meşgul etti aslında. Çocuklar bileklerine kiremit kırmızısı bilezikler taktılar. Kahvede konuşuldu. Çok geçmeden kasaba heykelin yeni yerini öğrenmişti. Bir öğlen vakti bir otobüs dolusu Chp’li kadın köye geliverdi. Sarıya boyanmış saçları, öğretmen kılıklarıyla basın açıklaması yapıp gittiler. Laiklik dediler, şeriat dediler, türk aydını, türk kadını dediler; çekip gittiler. Gittiklerinde köye bir sessizlik çöktü. Gidenler de kalanlar da mutluydu.

Musa sabahları içinde tavuk boku yüzen ünlü çayını artık kapıda içiyordu. Heykele dalıp gidiyor, çayının buğusunda düşüncelere dalıyordu. Büyük kardeş Kasım bir sabah yine geldi. Musa’ya iş söyleyecekti fakat Musa oralı değildi. Kasım kalınca bir sopa bulup geri geldi. Musa’ya alışık olunan dayaklardan birini atmaya başlamıştı. Musa yere kapaklandı, büzülebildiği kadar büzüldü. Adam sopayı kırarcasına sırtına indiriyordu. Musa yerde yatarken ne düşündü bilinmez fakat iri yarı nasırlı elleriyle bedeninde patlayan sopayı kavrayıverdi. Çekip kasım’ın elinden aldı. Sakin, yattığı yerden doğruldu. Kasım’ın gözlerinin içine baka baka fırlatıp attı. İkisi de tek kelime etmeden birbirlerine baktılar. Kasım söve söve ordan uzaklaştı ama bir daha kimse Musa’ya dayak atmaya cesaret edemedi.

Eskiden beri köyün gençleri Musa’yı sevmiştir. Belli bir yaşta yanlarından ayırmazlar. Evlenince muhabbeti keserler. Bu yüzden Musa’nın çevresinde yıllardır onbeş yirmi yaşlarında oğlanlar gezer. Çocuklar büyür, yerlerine yenileri gelir. Son seçimlerde bu kasaba Türkiye’ye inat Chp’li bir başkan buldu kendine. Başkan durur mu, heykeli parka geri getirtti. Musa o kadar üzüldü ki gençler her şeyi yapmaya hazırdılar. Ve yine bir gece vakti bu sefer bir traktör römorkunda heykel köye döndü. Ertesi gün kasabada kıyamet koptu. Başkan şeriatçılar dedi. Şeriatçılar biz yapmadık dedi. Bir karmaşadır aldı yürüdü.

Heykelin nerde, daha doğrusu kimin evinde olduğunu çok az kişi bilir. İşte bu yüzden kasabanın ismini burada açıklamaktan sakınıyorum. Tıpkı Musa’nın heykeli bütün islamcı ve atatürkçülerin gözlerinden sakındığı gibi. Belki bir akraba düğününde herkes çok içkiliyken bir örtünün altından size de açık edilebilir bu sır. Girdiğiniz evin sahibi her sabah yumurta yiyor ve çay içiyor olacak. Ve artık her sabah, yaz kış yıkanıp abdest alıyor. Gözünde nihayet gerçek delilik pırıltıları beliren Musa’dır bu. Deli Musa.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>