İçeriğe geç →

Bitmezse öykü olmaz ya…

Yeri geliyor lavabodaki tabağı, gazete üzerindeki zeytin çekirdeğini “öyküsüne” katıp yazıyorsun, sonra bırakıp gidiyor işte..

Sanırım, önce adını yazdım. İlk buluşmamızın akşamında saçlarını, sabahında tenini… Sonra hep yazdım. Gece ışıklarını, vapur iskelelerini, akşam yemeklerini, şarap kırmızılarını.

Belki haftalar sonra, çaya şeker atışını, saçına toka takışını, çantasını koltuğa fırlatışını yazdım. Sevmek mi böyle bir şeydi, O mu güzel seviyordu?

Belki aylar sonra. Kalem benim elimde, o yaşadı/yazdı sanırım. Böyle olunca onun yazdıkları bitmedi, benim elimden kalem düşmedi.

Sonra bir gün. Bitmezse öykü olmaz ya… Öyküsünü tamamladı. Geriye, sigara izmaritleri, rakı kadehleri, bulaşıklarla dolu mutfak lavaboları, sağa sola atılmış ayakkabılar kaldı.

Bir masa, kağıtlar ve boş mürekkep şişeleri işte. Bu masada akşamın sabaha dönüşünü yaşamak gerekir sanırım, başka ne kaldığını görmek için..

Kategori: DÜZ YAZILAR

Yorumlar

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>