Skip to content →

BEYAZLAR İÇİNDE

öyle beyazdın ki sen anlatamam. içinden insan geçiyordu, bulutlar geçiyordu içinden. ağustos gecesinin sıcağı geçiyordu, saat de aksi gibi, biri beş geçiyordu.

tutar yine hesabını yaparsın. kaç yemin ettin bugüne kadar, kaç kişiye söz verdin cumartesi gecesi için, otobüse yetişmek için kaç dakika erken çıktın evinden, kaç zamandır sürüyor zamanla sohbetlerin? ömrüne kaç gün eklersen, kaç sigara eksilir hayatından?

gecenin bir yarısı olmuş, sokağa çıkmışsın, atlamışsın bir taksiye, sakin, demişsin, sakin bir yer. cinayet mahâllerini arar gibi, ıssız sokaklara girip çıkmışsın saatlerce. biri çıkar da dalaşır diye, yaka paça girersiniz birbirinize diye umut etmişsin. yara bere içindeki günlerini böyle temizlemek istemişsin. hayatın bu derece edebi olmadığını anladığında tam, içinden bir ses kendini yenilemiş. “siktir git!” demiş sana, “siktir git kendi kapına!”

yürüdüğün yollar nereye getirdi seni böyle? amma da kıyak yerler geçirmiştin aklından. karanlık adamlar olacaktı, kirli işler çevrilen işletmeler, ter kokan şişko adamlar, kapıda “kim”liğini soranlar. tuttun sen çocukken yağmurunda çöp yüzdürdüğün kaldırımlara vardın. düşündüğün kadar uzak mıymış günlüğün sayfaları? ne hikâyeler uydurmuştun tarihin için. dedin ki, benim soytarı uyaklarım vardı tekerlemeli oyunlara, beş taşım vardı beş çaylarını bilmezden önce. bildiğin, senaryolu, tuhaf rüyalar görürdün ne zaman ateşin yükselse.

eninde sonunda söyleyecektin içinden geçeni. hepiniz, diyecektin, dehası tartışılmaz bir orospuluk hayal ettiniz ömrünüzce. piliniz bittiğinde ama, jön kurallarına sıkı sıkıya bağlı kaldınız. birinizin de ucuz bir hikâyesi olmadı. başkalarının hikâyelerinde bile başroldünüz hepiniz. kimseyi can kulağıyla dinlemediniz serüveninizde. oyununuz bitmek bilmedi. ne de alçakgönüllüydünüz! bunu düşündükçe bile ağlayasınız geliyordu. öyle tatlı insanlardınız siz. dokunak küpü.

işte tam da bu yüzden, karşı tarafında kaldın yolun… belki kalabalıktan hoşlanmıyordun. melodisiz şarkılar dinliyordun. çok hızlı yürüyordun nedense. ikide bir düşüyordun hâliyle. yolunu “derinliğine” kat ediyordun.

kaçan mı daha içinde bu hayatın, düşen mi, düşünen mi?… ne süslü laflarınız varmış. ne çok incinmişsiniz meğer. anasını satayım.

öyle beyazdın ki sen, tüm karanlıkların apaçık ortadaydı…

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>