Skip to content →

AYDINLANMA SONRASI ÖZNENİN KAYBI-4

Humanizmin parlattığı efsanevi insan algısı paramparça olurken bir yandan yaşanan dünya savaşı, adaletsizlikler, Sartre ve Camus gibi varoluşçuları doğurdu. İnsanın bir özne olma kapasitesi hakkında kafalarda sorular uyanmışken, düşünüyorum öyleyse varım falan diyen felsefenin düştüğü durumunu düşünün. O zaman felsefeyi hayatta kalmaya çalışan genler mi, tesadüf mü, tezle antitez mi üretiyor, yoksa annesini ayartamayıp kendini kitaplara vuran nevroz bombaları mı bütün felsefeciler? Tanrı değil, insan değil, evrim ve marksizm de bir yerde şişme yapıyor, hadi bakalım buyrun yeni öznemize, anlamsızlık. Hayatın ve evrenin tamamen anlamsız oluşunun kişiye nasıl sınırsız bir özgürlük alanı açtığının övgüsüyle, bu özgürlüğün etik sınırlarının tartışılması felsefenin yeni uğraşı oldu bir vakit.

Öznenin kim olduğuyla ilgili neredeyse üstü kapalı bir tartışmanın kısa tarihidir bu. Yirminci yüzyıl sonunda artık geriye post-modern veya modern denen pek çok mikro fikir kalmıştır. İnsanlar kendi mikro adalarında az buçuk barış halinde yaşamaya gayret gösterirler. Orta sınıftan, laik, eğitimli bir batılıdan beklenen bu özneler arasında gereğince sörf yapabilmektir. Psikiyatrist koltuğunda iç dünyamızın karmaşıklığından, uzaya yollanan uydularla ilgili bir haber duyulduğunda insanın ne muazzam yol aldığından, maymunlara bakınca aslında maymun gibi bir hayvan olduğumuzdan, ama hayır eşitlik ve özgürlük için ölebiliriz de, içki masasında hepsinin anlamsızlığından dem vurabilir ve bu durum sosyal olarak münasiptir, bundan saparsa sorun başlar. Orta doğu toplumları ise, genel olarak müslümanlar bu 500 yıllık tartışmanın kenarında, tartışmaya hiç katılmadan beklemişlerdir. Bunun sonucunda aydınlanma süreci ve sonrasında yaşananlara ucundan karışmış bir batılı, klasik bir orta doğuluyla karşılaştığında tiksintiyle acıma karışımı bir duyguya kapılır. Müslümanlar arasında halen özne Tanrı’dır, O istediği ölçüde özneliğini seçtiği kullarıyla paylaşır. Müslümanlar arasında ana blok fikir budur, seyrek görülen tutuma ise sufizm denir.

Sufizmde özne, gizli özne, yüklem, nesne, edat, bağlaç, cümlenin sonundaki nokta ve dahi üstüne yazılan kağıt, hepsi birdir, hepsi Tanrı’dır. İnsanı bu gerçeği içinde saklı tutan ve vakti gelince bu birlik halinin kendisine dönüşen bir varlık olarak hem her şey, hem hiç olarak tarifler. Bu yaklaşımıyla sufizm tartışmanın yanından köşesinden geçmez, Tanrı kendi kendini tartışıyor der, hayret eder susar.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>