Skip to content →

AKLİ DENGE – 1

“karartma de sen”

odanda yalnızlığınla konuşmaya başlarsın bir gün. karanlıktır. bilhassa söndürmüşsündür ışıkları, yalnızlık daha bir belirginleşsin istemişsindir, altını çizmek o anki yalnızlığın…

karanlığa alışmaya başlayınca gözüne ilk çarpan şey duvar olur. yine bir gün biri bu odada, bakmış mıdır bu duvara, tam da gözü karanlığa alışmışken? bir gün bu odada, yalnızlığının başka birinin yalnızlığıyla kesişme ihtimali üzerinde durmuş mudur? senin çünkü, bir gün bu odada, yalnızlığının başka birinin yalnızlığıyla kesişme ihtimali üzerinde durma kararını etkileyecektir bu. üzerinde yeterince durulmuş olsa da şimdiden, bu ihtimalin…

sönük ışıklar altında ne kadar süre ayık kalabileceğini düşünmeye başlarsın. zaman daha mı yavaş geçer nesneler belirsizken? seni oyalayabilecek ne kadar az şey vardır ve seni oyalayabilecek aslında, ne çok şey. bunları düşünürken gözlerini kapatırsın gayri ihtiyari. uyumak için değil elbette ama daha yoğun düşünebilmek için belki. o an işte sönük ışıklar altında ne kadar süredir gözlerini kapalı tutarak yoğun biçimde düşündüğünü anlamaya çalışırsın. bir dakika da olabilir bu, bir saat de. ne kadardan sonrası uyumaya girer? gözlerini açtığında yeniden karanlığa alışman gerektiğini düşünürsün. karanlığa yeniden alışmak için ne kadar zaman gerek? nesneler daha mı yavaş gelişiyor zaman belirsizken?…

kalkıp masandaki iplik makarasına iliştirilmiş iğneyi el yordamıyla bulur batırırsın parmağına. kanadığını görmediğin sürece sorun yoktur. bu şekilde kan kaybından ölebilir mi insan? azar azar, damla damla.. karanlıkta ne kadar süre durmak gerekir bunun için, gözlerini kapamadan? ve kan pıhtılaşmasın diye, ne kadar sürede bir tekrar batırmak gerekir iğneyi, parmağındaki, aynı deliğe?… daha mı yavaş ölünür karanlıkta?

ayak parmaklarını oynatırsın ses çıkarmadan. aldıkları şekli tahmin etmeye çalışırsın. yüzüne önce bir gülümseme yayarsın, sonra öfke, sonra üzüntü, ağlayacakmış gibi yaparsın sonra dudaklarını, küfredecekmiş gibi yaparsın bir de. yüzünün aldığı şekilleri tahmin etmeye çalışırsın. küfredecekmiş gibi yapmaya çalışırken sinirlendiğini fark edersin. sakinleşmek için bir kahkaha patlatırsın. karanlıkta kahkaha atmak uğursuzluk mudur acaba? bu odada daha önce karanlıkta kahkaha atan olmuş mudur? bu odada daha önce karanlıkta kahkaha atmanın uğursuzluk getireceğini iddia eden olmuş mudur?…

gözlerinin yeniden karanlığa alıştığını fark edersin. keşke bunun için süre tutsaydım dersin, içinden sayarak. karanlıkta, içinden saymalarını saniyeye denk getirmek daha mı zordur? aydınlıkta gözlerinin karanlığa alışması gerekmeyeceği gelir o anda aklına. saate bakma olanağı… ilk kronometreli saat ne zaman icat edildi? ondan önce yüz metre koşuları yok muydu? hiç karanlıkta yüz metre koşmaya çalışan birileri olmuş mudur? yüz metre, karanlıkta, daha mı uzundur?…

“silkinip karanlığından” diye başlayan bir ilkokul şiiri gelir birden aklına. zaman doldu, dersin. bundan sonra karanlığın sana katacağı bir şey kalmamıştır. kalkar ışığı açmak için dokunursun elektrik düğmesine. beyaz plastik nesneye bulaşan kanı fark edersin ilk. daha kırmızı bir şey görmemişsindir sanki ömründe. parmağın sızlamaya başlar.

yaşadığını anlarsın.

Published in DÜZ YAZILAR

Comments

Eleştiri, övgü, hissettirdikleri, düşündürdükleri vs. >>