yüzeysel

onca yıldan sonra, seni çok etkileyen ama bir türlü ne olduğunu hatırlayamadığın rüya ansızın aklına gelir tüm netliğiyle. dip‘lerde gezinirken aradığın yanıtların, bu netleşmeyle yakından ilgili olduğunu fark edersin. öyle ya! neydi o esrarengiz kaçışın anlamı? sebebi neydi peki? hangi rolü üstlenmiştin? nereye ve ne zamana kadar kaçman gerektiğini biliyor muydun? yoksa riskli bir doğaçlama mı planlamıştın? yüzeye ulaşabilmenle kaçışın arasında gerçekten bir bağlantı var mıydı? kaçış boyunca, asıl önemli olan dip‘te olmak mıydı, yoksa yüzeyde olmamak mı? bunların bir kısmına yanıtlar bulduğunu düşünsen de, yanıtların çoğunu, gün ışığında aramak zorundaydın. yani yüzey’de.

peki ya rüya?

ona daha çok var.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

yanlış numara

“ben bu yüz ifadesini bir yerden hatırlıyorum.” dedi, “düşündüğüm gibiyse eğer, çok güleceğim.” hafifçe gülümsedim, keyfim yoktu. “nasıl yani?” dedim. “bırak şimdi.” dedi, “biri seni fena halde hırpalamış. bu sefer ağzın burnun dağılmış yalnız, çok fena dayak yemişsin!” bu kez gülümseyemedim… “anlatacak mısın?” dedi. omuzlarımı kaldırdım. “anlatmak bir işe yaramayacak sanırım. belki bana çıkış yolunu sen gösterebilirsin diye düşünmüştüm ama…” “tam tahmin ettiğim gibi demek! sana söylemiştim! kusura bakma ama, çok eğlendim şimdi!” “böyle konuştuğun sürece, ‘çıkış’ı bulduğuna inancım zayıflıyor.” dedim. “vauuuv!”, dedi, “bu halde bile saldırıya geçebiliyorsun demek! bravo!”

sıkıntı içinde derin bir nefes aldım. “kimseye saldıracak halde değilim. konuşacak başka kimsem olmadığı için sana geldim. beni ancak sen anlarsın, dedim.” yüzüne bakamıyordum. fena halde mutluydu. onu anlıyordum ama, ben o değildim. o atlatmıştı bunları. nasıl başarmıştı acaba? bense umutsuz görünüyordum sanırım…

“sana” dedi “bir şarkı dinleteyim mi? muhtemelen biliyorsundur ama…” cebimden sigaramı çıkardım. ardından da paltomu. tatsız geçecekti belli ki. aradığım cevaplar kolay kolay gelmeyecekti. “önce sana bir şey söylemek istiyorum. sen, çaresizken, metanetli görünmeyi nasıl beceriyorsun? benim de senden öğrenmek istediğim bu. ben bunu hiç beceremedim.”

gitmek istedim. çok yanlış bir yerde olduğumu düşündüm. bu bir rövanş olmamalıydı. onun istediği noktaya gelmemeliydim. hattâ onun yerinde olsaydım bu duruma daha çok içerlerdim belki. benim için acı çekmişti. ama suç benim miydi? benim çektiğim acınınsa onunla bir ilgisi yoktu şimdi. var mıydı? tutmuş ona gelmiştim işte. tam olarak nasıl bir soruya yanıt aradığımı bile bilmeden…

“böyle bir çabam yok ki. nerdeysen oradasındır işte! gerisinin ne önemi var ki hem? metanetli görünmek neyi değiştirir? güçsüzsen güçsüzsündür.”

yüzündeki gülümseme birden bire kayboldu. gözlerindeki acıyı gizlemiyordu artık. canım daha da sıkıldı… hiçbir çıkış olmayabilirdi demek… “seninki ne yapıyor? hâlâ dışarılarda mı?” dedim konuyu değiştirmek için. “işte!” dedi, “seninle en çok da böyle konuştuğun zamanlar baş edemiyordum. olmadık zamanlarda kontrolü eline almak, ‘önem’i belirlemek istiyorsun. ama bu artık mümkün değil. seni biliyorum.”

onu incitmek istemiyordum. ama durduğumuz yerler farklıydı. o, acı çektiğimi görmekten mutluydu. bense bundan asla mutlu olmazdım. aramızdaki masumiyet kayboluyordu artık…

uzun bir sessizlikten sonra yerinden kalkıp içerideki odaya doğru yürüdü. birazdan şarkının melodisi duyuldu. sonra kendisi de içeri girip yanıma oturdu. birer sigara yakıp sessizce dinledik zeki müren’i…

“anladım sevmeyeceksin beni sen nazlı çiçek
hasta gönlüm yine hicrânını yalnız çekecek
bil ki rûhum seni çılgınca severken ölecek
yine sensin beni bir lâhza şifâyâb edecek”

“makamı nedir bunun?” dedim. “hicaz tabii ki!” dedi, gözyaşlarını silerken. “yazarı?” dedim. “ne yapacaksın yazarını?” dedi. “belki bir fatiha okurum.” dedim. o öfkeyle burnunu çekip yüzüme baktığında, ben yerimden kalkmıştım bile. sustu. “herif bundan mutlu olurdu belki. sonuçta, aynı taraftayız gibi görünüyor.” dedim paltomu giyerken.

“mustafa nâfiz ırmak” dedi, titreyen sesiyle. “bilir misin?” “hiç duymamıştım.” dedim. “ama aynı golü yemişiz işte! yakın bir arkadaşımmış gibi hissettim şimdi onu. tıpkı senin gibi.”

“sen” dedi, “benden daha çok acı çekiyorsun belki. ama bir yandan, senin için de acı çeken birileri olsun istiyorsun hep. anladım.”

gerçekten hiç anlamıyordu.

“aslında anlamadın ama, olsun.” dedim bağcıklarımı ayakkabılarımın içine tepiştirirken. “say ki yanlış numara.”

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

tekerlekler 19

cevabı yazmaya başlayınca, baktım uzayacak, aramak daha akıllıca geldi. nefes nefese ama gülerek açtı telefonu. “sıkıldın de mi yazarken?” dedi açar açmaz. ben de güldüm tabii. hayırdır, dedim, niye nefes nefesesin? eşya yerleştiriyorum, diyince bir daha güldüm. “gül gül” diye devam etti, “yine taşındım evet”. iyi etmişsin, nereye taşındın, diye sordum. “istanbul” yanıtını beklemiyordum aslında. “hoşgeldin madem, iyi etmişsin”. “bakıcaz artık iyi mi ettim kötü mü” cevabının arkasına “cemal süreya neden beni hatırlattı?” sorusunu ekledim hemen. ya nası hatırlamazsın, diye başladı anlatmaya. “şu senin cebeci’deki eve ilk geldiğim gün masandaki emanuelle cd’sini gördüğümde anlattığım hikaye”. uzun uzun güldüm.

o gün geldi gözümün önüne. karlı, buz gibi bir ocak günüydü. apartmanın önündeki 2 metrelik kalebodurlu girişi, kol kola girip ufak adımlarla zar zor geçebilmiştik. eve çıktığımızda ben mutfağa, çay demlemeye dalmıştım üstümü bile çıkarmadan. o da odama girmişti ki içerden sesini duymuştum. “cemal süreya 78′de kültür bakanlığı’nın bilmem ne danışma kuruluna giriyor”, “ee nerden çıktı şimdi bu”, “herhalde o günlerdedir; bu emanuel filminin gösterime girmesi davalık oluyor, danıştay’a kadar gidiyor iş” deyince ben kıpkırmızı olmuştum tabii. “oooh bütün seri var maşallah” diyip beni yerin daha da dibine sokmuş sonra devam etmişti gülerek “işte danıştay cemal süreya’yı bilirkişi seçiyor, o da filmin gösterime girmesi yönünde yazıyor raporunu” deyince “ben de ondan merak edip aldım işte” diye inlemiştim mutfaktan. ne güzel bi kahkahası vardı. “hatırladım şimdi” dedim. gülüştük. “cemal süreya da bıyık altından güldü” dedi “gözgöze geldiğimizde”.

“sen nasılsın” sorusu gelecekti tabii. geldi de. çivi gibi çakıldı kulağıma. önce bi sessiz kaldım, sonra toparlanıp “fena değil işte”yle geçiştirdim. bi şey demesine fırsat vermeden de sordum hemen “o değil de nerde bekçilik yapıyormuşum ben yahu?” diye. sonraki onbeş belki yirmi dakika boyunca, uzun uzun anlattı hikâyeyi. son ilişkisini, terkedilişini. ilk bi kaç cümlesinden sonra hoşgeldin dedim içimden. hacı hacıyı tekkede…

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

tekerlekler 18

kalkıp bi tuvalete gittim kalan biraya yer açmak için. sifonu çektiğimde zincirle birlikte kulp da elimde kalınca içli bi küfür sallayıp gülerek çıktım tuvaletten. gülümsememe şaşırdım sonra da. aradan beş dakika geçti geçmedi yeni bir mesaj geldi:

“geçenlerde seni gördüm. bekçilik yapıyordun :). anlatırım sonra. aramak istedim numaran değişmiş, bi mail attım geri geldi. bugün eşyaları yerleştirirken telefon rehberimi buldum. metin’in numarasını görünce arayıp yalvar yakar aldım telefonunu”.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

tekerlekler 17: ceren

seneler önce bir arkadaş, çirkin zeynep yok dünyada demişti. artık neden bahsediyorduk bilmiyorum. sonra “çirkin zeynep de yok çirkin ceren de çirkin pelin de” diye eklemişti. o zaman tek bir ceren tanıyordum, henüz zeynep diye bir tanıdığım yoktu. keza pelin diye de.

ceren güzel kızdı hakikaten. bizim bölümdeydi, aynı sınıfta olduk bazı derslerde. Uzun süre uzaktan selamlaşmalarımız dışında bir irtibatımız olmadı. Şu başını öne eğip hızlı hızlı yürüyen, güzel yüzlü, minyon, kendine has bi giyim tarzı olan kadınlardandı. Çok fazla arkadaşı da yoktu, çok konuşmazdı da. gerçi sonra epeyce yol aldı sosyallik konusunda. bakışlarında, duruşunda bir kendinden menkulluk vardı daha okulun ilk günlerinde hissettiğim şekilde. Gözleri bi tuhaf bakardı. bazı sabahlar hastalıklı bakışlar olurdu yüzünde. kimi zaman saldırgan kimi zaman tedirgin. Diğer zamanlarda da dalgın olurdu çoğunlukla.

Bi kaç kez kantinde sohbetine tanık olmuştum. hatırı sayılır bir genel kültüre sahipti; daha hiç tanımazken keyifle dinlediğimi hatırlıyorum. bunun yanında taa o zaman dikkatimi çeken bir tarafı da, hem erkeklerle hem de hemcinsleriyle iletişiminde bi sıradışılık olduğuydu. biraz dikkat edince seziliyordu. bi kadınla konuşurken dudaklarına kayıveriyordu mesela kocaman kahverengi gözleri. bi kaç saniye dalıp sonra silkinip dinlemeye devam ediyordu. Veya erkeksi el şakaları yapabiliyordu erkeklere.

üçüncü sınıfın sonlarında oldukça yakındık. onun o ilk yılki çekingenliği epeyce geçmişti. ama hala başı önde, dalgın dalgın, elinde sigarasıyla görürdüm. herhalde o günlerdeki bir sohbetimizde söylemişti biseksüel olduğunu. benim tepkisizliğime de şaşırıp “ee bişey demiycek misin” diye üstelemişti. sırıtarak “o zaman al mektuplarını ver mektuplarımı” demiştim şimdi hatırlıyorum, sakarya çay evi’ndeydik. sakarya çay evi diye bi yer vardı ankara’da. genişçe merdivenli bir bahçesi, içeride de beyaz veya krem kaplamalı duralitlerle ayrılmış üç veya dört odası vardı. birini geçince öbürü, onu geçince bir diğeri açılıverirdi insanın önünde. Binanın içine doğru yayılırdı. Sonra yıkıldı o bina. Oradaydık işte. Ben biseksüelim demişti. Kız arkadaşından bahsetmişti, arkadaşlarından hatta. sonrasında arada bir de olsa açıldı mevzusu. kimi zaman erkek arkadaşından bahsederdik kimi zaman ikimiz de kız arkadaşlarımızdan ama böyle mevzulara çok nadir girerdik. genelde keşiflerimizdi mevzumuz. ya şu filmi izledin mi, şu oyuna gittin mi, hasiktir bu albümü duymadın mı? veya onun engin şiir ezberi, oyunlardan tiradları durup dururken, fuko’ları, sartır’ları.

dönem dönem ruh hali tuhaflaşıyordu. birden gömülüveriyordu. gözleri düşüyor, uykusuz gezmeleri çoğalıyordu. şaşırtıcı bir yalan söyleme huyu vardı mesela, o zamanlarda daha da artıyordu. bi kaç kez doktora gitse de dalgasını geçiyordu, “mallaştırıcı verip gönderdiler, şizofren olunca bi daha gelirsin dediler”. Bi dengesizlik vardı işte. Durup durup ev değiştirirdi. bazen semtinden sıkılırdı, bazen duvarlar üstüne üstüne gelirdi. Ama hep güzel giyinirdi. Güzel kadındı ceren. Sadece bir kere aynı yatakta bulunmuştuk. biraz öpüştüysek de ikimiz de durulup sarmaş dolaş uyumuştuk. ertesi sabah da mevzunun üstüne gidip kahvaltı eğlencesi çıkarmıştık kendimize.

okul bitince o bi evlilik yapıp istanbul’a sonra da yurt dışına gitmişti. ben de askere gidince bi süre haberleştiysek de bağlantımız koptu. bir buçuk iki senedir de hiç görüşmemiştik. arada boşandığı haberi gelmişti. boşandıktan sonra bir ortak arkadaşımızla karşılaşmışlar. yurtdışından dönmüş, bi kaç ay tedavi görmüş. “iyiydi ama gördüğümde” demişti arkadaş.

velhasılı çirkin ceren, çirkin zeynep tanımadım ben de. ilk şaşkınlığı üzerimden atıp önce numarasını kaydettim telefona. sonra da “yaşıyorum, hayırdır?” yazabildim ancak, öyle bir günün yorgunluğuyla.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

tekerlekler 16

mesaj sesiyle bütün o serinkanlılığım yerle bir olmuştu. ani bi hareketle sehpaya uzanıp telefonu aldım. mesajı açmak için bastığım tuşların ardından bende kayıtlı olmayan numarayı görünce elimde telefon kendimi geri bıraktım koltuğa. öylece numaraya bakıyordum. tanıdıktı ama sahibiyle irtibatı kafamdan silinip gitmişti. mesajı açıp okudum. yine de kimse gelmiyordu aklıma. düşünmeyi kesip biradan bir yudum daha aldım. koltuktan aşağı biraz daha kayıp terlikleri geçirdim ayağıma. televizyonun kumandasına uzanırken bir mesaj daha geldi. telefon hala elimdeydi neyse ki. istifimi bozmadan açtım aynı numaradan gelen mesajı: “ceren”.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

tekerlekler 15

telaşından her şey anlaşılıyordu zaten ama “sence” demesiyle apaçık meydandaydı artık mesajın kimden geldiği. bir an ne yazdığını sormak geçtiyse de aklımdan, bir “hımmm”lık düşünme arasının ardından topu gerektiği yere paslayıp mevzuyu değiştirmek fikri daha ağır bastı. Ne de olsa burada, yanımdaydı. Uzun uzun düşünerek vermişti kararını. Ama işte bir şüphe veya şüphe demeyelim de “merak” asılı kalıyor insanın beyninin bir köşesinde. Orasını sabra bırakmak en iyisi herhalde.

bu hımmmm’ın ardından “gel” dedim “mutfağa gidelim”. Mutfağa girer girmez yemek hazırlıklarına bıraktım kendimi. Bir şeyler yapıyor görünüp kafamı toparlamaya çalışıyordum. biberlerle domateslerle uğraşırken beni seyrettiğinin ve yüzündeki dalgın, şaşkın mutluluğun farkındaydım. sol arkamda dikilmiş beni tanımaya çalışıyordu. Ellerimi, bakışlarımı takip ediyor bi yandan da mutfağı inceleyip benim hakkımda bilgi topluyordu kendince. Böyle bi kavuşma için sessizlik fazlasıyla uzamıştı ama öyle bi yerde takılıp kalmıştım ki ne oradan devam etmek istiyordum ne de boş bi laf veya bir patavatsızlık edip bi şeyleri berbat etmek.

Kafamdan geçen bütün bu mantıklı tespitlere rağmen domatesleri doğramayı bitirince hiç hazırlıksız, pat diye dönüverdim Zeynep’e. Hiçbir şey gelmese aklıma gidip öpebilirdim mesela ama gayet soğukkanlı ve hiç beklemediğim şekilde “hayırdır” deyiverdi. kelimeler daha ağzımdan çıkmadan durdurup “bi rakı da sana koyayım mı?” a dönüverdim. İçimden de derin bi oh çektim. “Seni seviyorum” demek için çok erkendi daha.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

tekerlekler 14: rastlantı 2

“sence”lerin arkasından ben kocaman gülümseyivermişim. deniz’se dudağını ısırıp başını yere doğru eğer gibi oldu. sonra hemen toparladı kendini. kısa bir “hımmm”ın ardından “gel” dedi “mutfağa gidelim”. mutfağa girdiğimizde televizyondan gelen kısık sanat müziği eşliğinde yağmurluğumu çıkarmaya çalışırken bi yandan da elleri titreye titreye ocağı yeniden yakmaya çalışmasını seyrediyor, heyecandan ne yaptığını bilmez haldeliğine gülüyordum. soğanların üzerine ekmek tahtasındaki biberleri boşaltıp domatesleri doğradı, baharat rafına bir bakış attı, kadehinden bir yudum rakı içip poşetten domatesleri çıkardı. Üç domatesi irice küpler halinde doğramayı bitirince bana döndü mutlu mutlu. ben sol gözümü “hayırdır” diyerek kırpınca “bi rakı da sana koyayım mı” dedi neşeyle.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

hep başkalarından söz edersin

korkuyu gizlemenin en kısa yoludur, cesaret.

Metinler kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

tekerlekler 13: mesaj

cemal süreya ile gözgöze geldim az önce, elimde sigarayla. yaşıyor musun?

Metinler kategorisine gönderildi | 1 yorum