“sana böylesine uzak biri, nasıl bu kadar önem taşıyabilir senin için? saçma.” bir önemi saçma kılan, şiddeti midir; yoksa şiddeti “zaten” mi saçmalığından?
Tek YorumAy: Eylül 2008
Bi daha hiç on yedi olmadın. Gözlerin yaşla doldu, yüzün kızardı ama kimden utandığını bilmiyorum, bizden mi kendinden mi? Bir mesafeyi algıladın, belki hayatınla ilgili imkansız bir şeyi farkeden bir çocukcağızdın o anda. Sıraselviler’de yokuşu yavaş yavaş tırmanan elinde asasıyla bir derviş vardı, üstüne nur değil neon ışıkları düşmüş. Dervişe selam verdin, üstü başı yırtık, kara bir palto. Başladı doğrudan anlatmaya, on altı yıldır beslediği bir köpek varmış, arabanın altında kalıp ezilmiş. “hiç yanlış yapmadı bana”, böyle dedi derviş amca, on altı yıl boyunca hiç yanlış yapmamış köpecik ona. Elinde çuval boyutlarında koca bir çöp torbası köşe başlarına, çöp tenekelerinin…
Yorum Bıraksana ben, sahipsiz plaklardan hüzzamlar dinletirdim, okunmamış kitaplardan paragraflarım vardı… kapanmış sayfalara dipnotlar düşecektim, yakılmış mektuplarda satır başlarım vardı… adresler olacaktım arka yaka semtlerde, küsülmüş şehirlerde yalnızlıklarım vardı… uçulmuş kanatlardan kuşlar derleyecektim, açılmış gökyüzünde güneşe yollar vardı… çocuksu kaygılardan düş çalardım sana ben sabahı sarmalayan uyanışlar da vardı. sana dair çiçekler sulamıştım…
Yorum Bırakuyandığımda, yol kenarında, yara bere içinde buldum kendimi. ağrılara bakılırsa çok yüksekten düşmüştüm bu sefer. birkaç dakikada ancak doğrulabildim. üzerimdeki tozu toprağı çırptım önce. çok susamıştım, güneş tepedeydi, yorgunluktan ölüyordum. gözümü yola dikip gülümsedim. hatırlıyordum… kestirmeden gelmek isterken kayboluşumu, “buradan düşen iflah olmaz.” diye düşünürken arkamdan gelen kanat sesiyle irkilişimi, ayağımın altından kayıp yukarı doğru sürüklenen tepeyi, yukarıdan bana yazıklı gözlerle bakan yaşlı kargayı, ayağa kalkıp şuursuzca -kim bilir ne kadar- ilerledikten sonra, tekrar tepeye bakıp, ağız dolusu bir küfür patlatacakken tam, kararan gözlerimi… * * * bu çöl hikâyesi sayfalarca anlatılabilirdi aslında. ama özü şudur bu sözün: bir kitaba…
4 YorumBıçak keskin olduğunu farkettiği anda çoktan bir şeyleri kesmiştir. Mesele şudur ki, bir adamın boğazını da kesmiş olabilir, ekmek de. Bir bıçak bir adam kesti, diğeri bir dilim ekmek. İkisi birbirinin aynı da olsa, keskin olmak ikisi için farklı anlamlar taşır. İki ekmek bıçağından biri halinden memnundur, diğeri hayatını sıkıcı bulur. İki cinayet aletinden biri kendinden utanır. Diğeri, izin verseler kesmeye devam edecek; o kadar öfkeli ve gaddar. Öyleyse keskin olduğunu farkeden bıçak kendini bilir mi? O henüz yeni tanışıyordur kendisiyle. Daha içeri buyrun, daha içeri. Bıçak kendini kesmemiş, henüz kendini bilmiyor o zaman. Kese kese yıllar geçmiş, bıçak der…
Yorum BırakAdamlar konuşur, kadınlar konuşur, kimi kızgın, kimi neşeli, kimi sağcı, kimi amasyalı, biri müdürlük etmiş 30 yıl, bir diğeri annesini hiç görmemiş, sen de dinlersin, çok öfkeli bir adam ama aslında iyi biri dersin veya bütün bu sıcaklığın içten içe seni etkilemek için kurulmuş bir sahne olduğu hissine kapılırsın, kıl olabilirsin. Çeşit çeşittir konuşacak mevzu ama o sırada alttan başka bir metin geçmektedir. İşte diyorum, o her neyse, aslında iyi olan, aslında narsist olan, aslında kıskanç olan, işte diyorum o her neyse onu konuşsak, o her neyse yan yana oturup sussak, kucaklaşsak, o her neyse bizim korkumuzu yıkıp ortaya çıksa.…
Yorum Bırakbuluşmalara hep on beş dakika geç giderdi. üzerine bir de istemsiz gecikmeyi eklemek gerekirdi tabii. müge’nin derdi günü güçlü olmaktı. kimse gülemezdi onun hallerine, kimse acıyamazdı ona, ağladığını görmediler bugüne kadar. yine sitemsiz ve güleryüzle karşıladı onu caner. yirmi beş dakikadır bekliyor olmasını sorun etmemişti yine. müge’yi gördüğüne seviniyordu her zamanki gibi. ama onunla buluşuyor olduğuna da hâlâ şaşırıyordu aradan bir buçuk ay geçmesine rağmen. bu yüzden, müge’nin ilgisizliklerine de, buyurganlığına da pek itirazı yoktu. sonuçta seviyordu onu. güçlü oluşunu, sahiplenmeyişini ve sahiplenilmeyişini. arkasında gizlediği gülü uzattı utangaç gülümsemesiyle. ilk kez böyle bir şey yapmaya cesaret etmişti. içinden öyle gelmişti.…
Yorum Bırak