bir insanın kim olduğunu anlamanın iyi bir yoludur canını yakmak. seviye belli olur. seni itham ediş biçimi kumaşın kalitesini gösterir, rol kesemez.
Tek YorumAy: Haziran 2006
geceydi. kuru soğuk, aşık ve sarhoş, eve dönecek derman yoktu dizlerinde. buz gibi kaldırıma oturup kaldı. tek bir ışık yanmayan karanlık bir sokak… bağırmak geldi içinden, uyumayın, karanlıkta sevişmeyin. korktu ama sesini çıkarmaya, sustu. sürünerek duvara doğru çekti kendini, yasladı sırtını, derin nefes alıp verirken bir ses duydu yanı başında. gözlerini kısıp baktı. gözleri karanlığa alıştıkça bir lağım faresi belirdi, kasılıp kusuyordu hayvan, ağzı beyaz köpürmüş. döndü çırpındı, sonra durup kendini izleyen insana baktı bir çift ufacık göz. o haliyle titreyerek geri kaçmaya çalıştı, seyriyip yay gibi atan kaslar doğru dürüst hareket etmesine izin vermedi ama. çok uğraşmadı bıraktı kendini…
Yorum Bırakyorgunum dediğimde, sensizlikten yorgun düşmüşüm yıllardır. içimde bekleyen o parlatılmış yalnızlığı ucuza bozdurmaktan korkuyordum en çok. şimdi senin yanında sınırlarını henüz keşfetmediğim yeni bir yalnızlık büyütüyorum. üşüyen, açıkta kalan yeni tenhalar, yeni gölgeler düşüyor gövdeme. başka saatlerde başka anlamlarla dalıp kalıyorum denize. yeni yalnızlığı yatağa atıyorum gizlice. vakti geldiğinde yeni bir aşkın ayakları dibinde yere çalmak için.
Yorum Bıraksabahtı, serindi, bozkırdı. toprak buğulu, gözleri çapaklı düştü yola. gittikçe ses sada kalmadı. yalnız bisiklet çarklarının şıkırtısı ve hızlandıkça uğuldayan tekerler. küçük bir dereyle akıp giden daracık bir köy yolunda. yavaştan ısındı gün, bir karga inek bokunu didikledi. karşıdan bir kamyonet sonra bir traktör geldi. direksiyondaki adamı selamladı. asfalt köye varınca bitiyordu, köye girmeden toprak yola çıktı. çimenlik tepede gel git aşınmış kırmızı toprak bir yokuş. ayağa kalkıp yüklendi. sonunda tepenin başına varınca bisikleti bir kenera attı. bir kayanın üstüne oturup sırt çantasındaki termostan şekerli sıcak çay koydu. bir dereye, bir tren yoluna, bir ufalanmış taşlara baktı. gökte bir doğan…
Yorum BırakYatar çöl kumlarının altında binlerce eğrilmiş iskelet. Omurgaları ezilmiş, yamyassı. Belki aç belki tok öldüler. Her piramidin yakınında toplu işçi mezarları. Kemik basınçtan düzleşir mi, kaç kilo taşıdılar? Çarpılmış, yamulmuş omurgalar. Binlerce… Bir gizem diyorlar şimdi. Uzaylılar inşa etti piramitleri. Heyacanla dinliyor turist kafileleri. Tanrıların arabalarını anlatan turist rehberinden on adım sonra başlıyor mezarlar. Mezar bile değil, üstü örtülmüş kuyular. Ses ulaşsa da kemiklere, darılmıyor ölüler. Ne farkeder ki? Nasılsa bin yıl sonra herkes yanlış anlaşılacak. Çalışırsın, kendini çölde kum zerrelerine çevirerek, yavaş yavaş yok olursun. Senden geriye kalan olmaz, yanlış anlamalardan başka. Bu yüzden ne zaman bunalıp, kitlense çalışmak…
Yorum Bırak