Bütün bunları çıkar hayatından… Ağaçları işte, kuş muş ne varsa, denizdi, efendime söyleyim vapurdu, trendi, yok efendim mehtap falan böyle dağların ötesinden güneş doğmaları, ondan sonracığıma o bi’ adam vardı hani “nice bu hasret-ü dildar ile”yi söyleyen, bi’ de şu her sabah durağa giderken otobüsün durağa çarpma ihtimaline gülmeler, bir bardak çayın iki sigarayı hak edişi, bi’ de kariyer olanakları falan, film şeridi Oruç Aruoba polemikleri, elmalı turta ile baharatlı patates arasındaki o ince çizgi, bi’ de üstüne üstlük koçak‘ın adamları, bi’ de o muhteşem yağmur hani her şeyi tertemiz edip un ufak, durup durup aklına gelen, bi’ de bahanesi…
Yorum BırakAy: Kasım 2005
Yük taşıyor kamyonuyla İstanbul’dan Urfa’ya. Bir yandan ot içiyor. Vakit nasıl geçiyor bilmiyor. Bir de üfleyince sıfır promil çekiyor. Düşünüyor dayı oğlunun söylediklerini. Türk müdür kürt mü? Ayrılmak şart mıdır? O zaman da yük taşıyabilir mi kamyonuyla İstanbul’dan Urfa’ya. Oflayıp pufluyor. Bir de olmasa şu lanet kıl dönmesi.
Yorum BırakOtuz yıl memurluk etti, emeklidir şimdi. Otuz yıl boyunca amirleri sürekli değişti. Stalin bıyıklı, hilal bıyıklı, badem bıyıklı, bıyıksız… Otuz yıl boyunca ne zaman palto alacak olsa yetmedi parası, sıkıştı, gelinceye kadar çekik gözlü çin malı.
Yorum BırakYine palavra sıkıyor pavyon dönüşü fırıncı. Yine bol soğanlı ciğer istiyor. Şöyle yaptım da böyle ettim karıyı. Tam bir orospu çocuğu. Bu saatte geliyor büfeye ayyaşlar, üniversiteliler, torbacılar, pezevenkler. Aslında hepsi orospu çocuğu. Siyah poşetlere koyup kaçak satıyor birayı. Artık geceleri işi ona bırakıyor yaşlı babası. Bu soğukta adamların başında dikilip kasadan para indirmesinler diye bekliyor öyle. Evdekiler bastırıyor evlen diye. Onda o göz nerde? Evlense geceleri daha rahat çıkar gerçi. Yine de Rıfat’ı korkutuyor planın ters tepmesi. Bakarsın çıkıverir dırdırcı bir karı. Az sonra geliyor arkadaşları. Yüz milyon alıyor. Samatya’da içme vakti.
Yorum BırakZor iştir bakkallık sabır ister. Uğurlusu uğursuzu… Kesiyor ekmeği ortadan sandviç yapıyor. Daha sabahın körü. Al sana ekmek, al sana gaste. Mehmet akif sokak nerde? Al sana yol tarifi. Kolay sinirleniyor giresunlu. Zor iştir bakkallık sanatı. Nasıl beceriyorsa, her vakit iki günlük traşlı. Ne eksiği var ne fazlası. Ürkütmemeli müşteriyi. Yuvarlak tombul parmaklarıyla anlatıyor. Alkolik değilse tombuldur bakkal parmakları. Mercan apartmanının kapıcısıyla konuşuyor akşamki maçı. Bir yandan korkuyor, yılbaşı yaklaşıyor. İsteyecek toptan kdv fişi.
Yorum BırakOn üç buçuk kadınla yatan adam bir sırdır. Kimi köpeğe mi yanaştın deyyus dedi, kimi anladı ki içine girmedi yalnızca sevişti. On üç buçuk kadınla yatan adamı kimse anlamadı. Oysa içlerinde bir kadın vardı ki; ona bir buçuk denebilirdi. Bir kendisi, artı buçuk etekleri.
Yorum BırakIslak bir banka oturacak kadar yalnızdı. Kıçını ıslak bir banka koyacak kadar kendine öfkeli olmalı. Ve insan aç değilse, tutsak değilse, hasta değilse ama yalnızsa… başını ne yana çevirse insanla dolmuşsa… başka neyi anlatmalı?
Yorum BırakMadem illa özlemlerle tükenecektik, ne diye maruz kaldık ki bunca nimete?
Yorum BırakKarşılaştı yolda ilkokul arkadaşıyla. Yürüyüşten dönüyordu. Ne kadar dinç görünüyordu. İşitince arkadaşı bunu kah kah güldü. Yaşlılar böyledir. Artık yitirdikleri bir şeyi duymaya doyamazlar. Ne kadar genç göründükleri… Hadi bakalım hangimiz daha önce ölecek dedi içinden. Sonra hatırladı, unutmuştu yüz vatlık ampul almayı marketten.
Yorum BırakCamları sildi. Bel ağrısı yeniden başladı. Unutmuş malborosunu evin beyi. Bir tane aldı. Kim farkeder ki? İyi adama benziyordu. Aysel hanımla beyi onun önünde hep nazik konuşurlardı. Onlara saygı duymaları için böyle yaptıklarını bilirdi. Bir de neden çocukları yoktu? Yazık. Düşündü banyoyu. Bu kadar pis banyosu olan insanlar hangi üniversiteden mezun olmuştu? Bizim kız da okuyup kurtarsa kendini. Kocasına duyduğu öfkeyle karışmış bir temenni.
Yorum BırakKollarına taktığı onlarca saati gösteriyor. Cami çıkışında dedeyle pazarlık ediyor. Beyaz dişlerinden utanıp gülerken ağzını kapatıyor. Zabıta yaklaşıyor. Zenciler gerçekten iyi koşuyor. Beş arkadaşıyla bir odada yaşıyor. Irak üstünden geldi. İtalya için para biriktiriyor. Bir yandan koşup bir yandan köyünü özlüyor. Sıcacık gözleri, kara kıvırcık saçları. Bir gün götürdü rus kızına türk arkadaşları. Laleli’de halklar acı çekiyor. Laleli’de halklar aşık oluyor. Kız İtalya parasını ben vereyim diyor. Almayıp bekliyor. Geceleri rus kızına ülkesinin şarkılarını söylüyor.
Yorum BırakSabahtan beri söyleniyor hademe Necmi. Sallıyor süpürgeyi. Neymiş efendim okula gelecekmiş de teftiş edecekmiş hocaları. Denetleyecek sanki Necmiyi, kodumun kodamanı. Bilmiyordur kıçını yıkamayı. Az sonra geliyor eskortuyla milli eğitim bakanı. El pençe boyun büküyor hademe Necmi. Bakmaya dahi cesaret edemiyormuş gibi lacivert takıma, kaldırıp başını.
Yorum BırakKoca kepçe kulakları bu dünyada en ilginç şey sahip olduğu. O kadar durgun. O kadar sıkıcı. En güzel anıları bilgisayar oyunu. Bir yelken gibi sürüklüyor rüzgarın önünde. Hayata geliş nedeni sanırsın koca kulakları. Sinemaya çağırmamış arkadaşları. Aniden dolmuş gözleri. Öyle sinmiş ki; koca kulaklarıyla anlatıyor zalim bir babayı.
Yorum BırakUyandırdı onu karlı bir sabahın aydınlığı. Kaynatıyor tarhanayı. Birazdan yakacak naneyi. Ağlıyor sessiz. Telefon için saat erken. Ne yapıyor kuzucuğu? Yeni evlendirdi ilk kızını. Kocası nasıl davranıyor? Karnı aç mı? Yok, bir kaşık içemeyecek çorbayı. Konuyor bahçede karların üstüne bir güvercin sürüsü.
Yorum BırakBütün aşkları içinde en çok o bir türlü açılamayan çocuğu sevdi. Kırk yaşında bir kadın şimdi. Vücudu hala diri. Hala bulamadı aradığı sevgiliyi. Aynanın karşısında takıyor inci kolyeyi. Seyretmeye doyamıyor kendini. Dalıp kalıyor. Aniden ayılıp farkediyor neye bakıp durduğunu. Sanki saydam gibi. Sanki yokmuş gibi.
Yorum Bırak