can sıkıntısından evde saklambaç oynamaya karar vermiştik. nereye saklanırsın? ben bezden yapılmış portatif elbise dolabının içine girdim. yalnız bir salaklık yaptım; dolabın içine girerken terlikleri dışarıda unutmuşum. hem de uçları dolabın içini gösterir biçimde ve nizami olarak. o an ne düşündüm, düşündüm mü hatırlamıyorum. eskidendi. dalga geçtiklerini ve çok güldüğümüzü hatırlıyorum yalnızca. büyüdükçe yaptığımız salaklıklar bu kadar kolay unutulmuyor. ne kimse bu kadar çocukça hatalar yapıyor, ne kimse gülüyor, ne de telafisi kolay oluyor. demem o ki; biz büyüdükçe hayat dalgınlığımızdan istifade, kıstırıp bir köşede, donumuzu indirip kaçıveriyor. kime şikayet edersen et, hiç bir şey eskisi gibi olmuyor. -kaç yıl…
Yorum BırakAy: Mayıs 2005
ne kadar az fotoğraf çektirmişim son beş yıldır. elimde dört tane resim var. üçünü yırtıyorum, içinde sen yoksun. diğerinde de zaten bana bakmıyorsun.
Yorum Bırakihtiyar rum meyhaneci, meyhane müdavimi, sakal, amca gibi anlamlara geliyor “barba”. babamın “barba mehmet” için söyledikleri daha çok ikincisine giriyor: “çok içerdi. o zamanlarda akşamcıların devamlı gittikleri meyhanelerde kendi şişeleri olurdu. üzerinde isimleri yazardı. gece eve geç kaldığında -bir yerlerde düşüp kalmasın diye ekliyor- meyhane meyhane arardım dedenizi. kör kamil, çamur şevket, bilmem hangi salaş bir meyhanede… her gittiğim yerde şişesine bakardım, buraya gelmiş mi diye. her akşamcı çizerdi şişesini meyhaneden ayrılmadan önce. bulurdum en sonunda. bana da konyak söylerdi. son kadehi beraber içer kalkardık. ama ben korkarak içerdim. belli olmaz, sarhoş olduğunda döverdi bazen niye benim yanımda içtin diye”…
Yorum Bırakçalışıyordum, dalmışım. kafayı kaldırdığımda saat 13:00’e geliyordu. toparlanıp çıkacaktım, mübaşirler kapıyı üstümden kilitlemişler. kaldım duruşma salonunda. aklıma ilk önce kasıtlı yaptıkları geldi. yok, olmaz, yapmazlar. unutmuşlardır. içeri bakmak akıllarına gelmemiştir. bir daha asıldım kapıya, yok. seyirci sıralarına oturup bir sigara yaktım. aptallıktan mütevellit bir şaşkınlık… salonu incelemeye başladım. bir çıkış yolu… o zaman farkettim pencerelerde parmaklık olduğunu. kürsü, dolaplar, dosyalar, kağıtlar, masalar, daktilo, adalet mülkün temelidir. kalktım. dolaştım sıraların arasında. tanık kürsüsüne çıktım, katibin yerine, avukatların takıldığı bölmeye sonra da sanık sandalyesine oturdum. bir sigara daha yakıp dışarıyı seyretmeye başladım. yağmur da başladı. ahmakıslatan… parmaklık. güneş, gökkuşağı, parmaklık. kalkıp hakimlerin…
Tek Yorum
