beni özleme diyorsun, yağmuru özle rüzgarları anımsa, düşleri besle beni boş ver diyorsun, kuşlara bak sen sözlerimi düşünme, yorma kendini bana aldırma diyorsun gençliğime ver “sensizlik”leri boş ver, düşme yollara gözlerime aldırma, güzlerin umut gizlerinle kendine güneşler yarat beni yaratma diyorsun ben zaten varım
Yorum BırakAy: Ağustos 2004
neyin var, diyor ben önünden geçerken. elimdeki kese kağıdını havaya kaldırıp “çağla” diyorum. (halbuki ben çağla sevmem, kim tutuşturdu bunu elime, düşünüyorum) bende de rakı. boğalım mı? “boğalım” diyorum. çöküyorum yanına. balık kokan ellerini kağıda daldırıp bir çağla atıyor ağzına. ardından da plastik bardaktaki susuz rakıyı dipleyiveriyor. önündeki kovayı gösteriyorum; ne bunlar? barbun, diyor. “yok be burda barbun olur muymuş?” olurmuş. elindeki oltayı bırakmadan şişeyi açıp rakı koyuyor. kadir abi de öldü, diyor. üzülmüştüm kadir abinin ölmesine. kadirleri de bilirdim. yamuğuna rastlamadım hayatta hiç. laflıyoruz. sende ne var, diye soruyor. maça kızı kaldı sadece, diyorum. tartıcı bir çocuk geliyor yanımıza.…
Yorum Bırakbaşka? başkalarıyız biz. “boom boom, bang bang!” yere yat, öldün sen. i’m blue.
Yorum Bırak“ne yaparsan yap…” demeni beklemedim zaten hiç. ama; “ne yaparsan yap!” da…hiç.
Yorum Bırakturnikede kartımı makinenin ağzına bıraktığım anda, sırtımda elini hissettim. makine kartımı verdi, arkama bakmadan turnikeye doğru olabildiğince ağır bi adım attım. el sırtımdan ayrılmadı. kartın makineye giriş ve çıkış sesini duydum. makineden kartı çeken diğer elin çanta fermuarını kapamasına kadar bacağım turnikeye yaslı durdum. sonra bi adım daha atıp turnikeyi çevirerek diğer tarafa geçtim. bi an sonra yeniden döndü turnike. el enseme doğru çıktı omzuma da uğrayıp. sonra saçlarıma dokundu. turnikelerin önünde duruyorduk. bi kaç kişinin bakışlarını farkettim. ve nefesini tabii. hemen kulağımın arkasında, burnunun içine çektiği havanın sesini. kokusunu aldıysam da söyleyecek bir şeyim yoktu. nasılsın diye sormak için…
Yorum Bırakilk defa babam götürmüştü. boy yükseltmek için alta konulan mavi boyalı tahta ve “alabros olsun” sözleri. sürekli aynı berbere gitmenin en iyi yanı sizi tanımaları ve her seferinde sohbete en son bıraktığınız yerden devam etmeleridir. gereksiz sorulara girmeden. iyi berber hatırlar. sonra ben büyüdüm. onlar yaşlandı. şeref abi kulağıma makas kaçırana kadar oraya gitmeye devam ettim. hatıralara her zaman saygım vardır ama kulaklarımı da severim. saçlarımı uzattğım için bir süre hiç berbere gitmedim. kestirme vakti ve yeni berber arayışları.. işte burayı tavsiye ettiler. içeri girdiğimde “sen de kimsin?” süzmeleri. usta olanı bulgar göçmeni, iri yarı bir adam. yeni müşteriyi her…
Yorum Bırakilaçlardan olabilir demişti doktor. ben de inandım. hem canım inanmayıp da ne yapayım. halüsinasyonlardan bahsediyorum. yalnız bunlar sizin bildiklerinizden değil. odanızda aniden beliren yaşlı kadın, üzerinize saldıran şeffaf örümcekler, gölgenizin sizden bağımsız hareket etmesi gibi değil. gerçi benim gördüklerim (?!) de aniden ortaya çıkıyorlar. yalnız ben onların gerçek olmadığını biliyorum. aynı anda iki oyun birden sahneleniyor önümde. bana da arkama yaslanıp bitmesini beklemek düşüyor yalnızca. perde kapanırken de söylüyorlar zaten: “ey seyirci, burada gördüklerin gerçek de olabilir yalan da. ama olmayadabilir.” herhangi bir şekilleri ya da davranış tarzları yok. ama bazen konuşurlar kendi aralarında. kısık sesle. ben duyamam. aynı günü…
Yorum Bırakbir varmış, bir yokmuş her’kes varmış, kimse yokmuş iki varmış, iki yokmuş herkes varmış, pek de rahatmış bir varmış, iki yokmuş aslında sen yokmuşsun iki varmış, iki varmış herkes umursamadan yaşarmış bir varmış, iki varmış her’kes içeriye kaçmış bir varmış, bir varmış sevişmeden durulmazmış bir yokmuş, iki yokmuş herkes nereye kaybolmuş bir yokmuş, iki varmış burada ben yokmuşum
Yorum Bırakuyumak için güzel bi neden… ya da yeniden ateşli bir sevişme yaşayabilmek için… ya da hiç olmazsa, bi kadınla göz göze geldiğinde, herhangi bi kadınla, gözlerini kırpıştırmamak veya kapayıp başını çevirmemek için bi neden… kime başvurmalı, hangi tanrıya? poseidon’a mı, zeus’a mı, eos’a mı, allah’a mı, isa’ya mı… sana mı?
Yorum Bırak– günlerdir dışarı çıkmıyorsun. tıkıldın kaldın şu odaya. çık biraz dolaş. – korkuyorum anne, sokak aynı sokaktır diye.
Yorum Bırak– günlerdir dışarı çıkmıyorsun. tıkıldın kaldın şu odaya. çık biraz dolaş. – korkuyorum anne, sokağı da değiştirmişlerdir diye.
Yorum Bırakiyi bir anlaşmaydı. en azından bu çilli yer cücesi mızıkçılık yapana kadar öyleydi. “köşeden dönecektin, yolun karşısına geçtin, bir dondurma daha isterim.” 6-7 yaşlarında, sarı, kirpi saçlı, dizleri çürük içinde, bastı bacağın teki. fatura yatırmaya giderken gördüm onu; yere çömelmiş bisikletinin tekerini şişirmeye çalışıyordu. yardım istedi. ben de bir tur atmak şartıyla kabul ettim. hoşuma gitti. bir tur daha. “olmaz, hmm ama dondurma alırsan olur.” anlaştık. mızıkçı ne olacak.. yedik mi bisikletini be yolu geçtiğimiz için. tutturdu dondurma diye. olmaz diye direttim. babamı çağırırım dedi. vay vaay.. velede bak sen. “babam seni döver!” benim babam da onunkini döverdi. ama ben…
Yorum Bırakburada iki nokta olmaz, dedi. burada benim de olmamam gerekirdi, dedim. anladı, anlamadı..
Yorum Bırak