korkularınla baş başa umutsuz ve silahsızsın görüyor herkes içini görüyor çırpınışını soruyor da içten içe ne oluyor? ne olacak? ve kimse sahiplenmiyor düşlerini, nedenini…
Yorum BırakYıl: 2003
– Neden böyle bir karar aldığımı sorduğunda yalnızca gözlerine bakmıştım. “Sen bunu kendi başına anlayabilirsin bence” der gibi. Ve sen bunu kendi başına anlamıştın. – Soruyu soran sendin, anlayan da… – Ne fark eder ki?… Önceleri, bir süre saklanmayı denedim. “Kaçmak” aklımdan bile geçmemişti aslında. En azından, bu konuda kafa yorduğumu hatırlamıyorum. Saklanmak, içinde bulunduğum durum göz önüne alındığında, eğlenceli sayılabilecek bir eylemdi. Zaten “kaçmak”tan en önemli farkı da buradaydı. Saklanmak, bulunma olasılığını içeren bir durumdu. Bulunma beklentisi, temelini oluşturuyordu. Beni buna yönelten nedenleri anlamakta pek zorlanmıyordum o sıralar. En başta, sanatsal, estetik bir tarafı vardı bunun. Ve bu durumu…
Tek Yorum– Durup dururken gidiyordun bazen. Bazı tahminler yürütsem de, pek bir anlam veremiyordum. Bir şey de söylemiyordun çoğunlukla. Söylediklerinse, anlaşılmaz, saçma şeylerdi. – Durup dururken mi? – Duruyorduk… Alelade bir yorgunluk olmadığını sezmiştim hemen. Hiçbir şeye benzemiyordu bu. En önemli farkı şuydu: Bundan bir şeyler çıkacaktı, doğacaktı, mutlaka! Sanırım, üzerinde ilk etraflıca düşünüşüm buydu. İlk “deneme” için önemli bir saptamaydı. Ama diğer yandan, bu, “saptama” sandığım şey, aslında ileride olacakları, daha doğrusu, ileride düşüneceğim şeyleri yönlendiren (belki saptıran, örgütleyen, hattâ belirleyen), bir gelişmenin başlangıcıydı. Böyle olduğunu düşünüyordum. Ve bu noktadan sonra, büyük ihtimalle, “düşünen” artık şimdiki zamandaki ben olmayacaktım. Yönlendirenin…
Yorum Bırak– Bu oyunu ilk oynadığımız zamanlar ne kadar acemice davrandığımızı, anlamaya başlamıştım. Sanki kuralları biz belirliyormuşuz gibi bir yanılgı içine düşmüştük. Oysa çoktan kaybolmuştuk bile! – Bunu ilk ne zaman anlamaya başlamıştın? – Zaman… Sondan başa anlatmayı da düşündüm. Bu yöntemle belki gereksiz duygusallıktan, öfkelerden, sevgilerden, kaygılardan, kırılganlıklardan arınabileceğimi sandım. En önemlisi, işin “heyecanı” beni ilgilendirmiyordu artık. Kimseyi de ilgilendirmesin istiyordum. Aslında, kimsenin umurunda olduğunu da düşünmüyordum ama, birilerinin umurunda olduğunu varsayarak bazı şeyleri tartışmak, kabul etmek gerekir ki, daha belirgin kılıyordu. Varsayımsal bir “merak” koyuyordum bilmeceye, nedenime. Ve bu “merak”tan arındırabildiğim zaman, çözüme ulaşamasam bile, çözümü gerçekten istediğime inandırabilirdim,…
Yorum Bırak– Konuştuklarımızın çoğu göründüğünden önemsiz şeylerdi. Bunu sen de biliyordun zaten. Zaman zaman abartılı çıkışlar yapıyorduk ikimiz de. Ama kaynağına çok sonraları yaklaşabildik. Tam olarak ise, hiçbir zaman çözemeyebilirdik. – Derin içsel patlamalar, diyordun bunlara yanılmıyorsam. – Dip işte! Ben de senden duymuştum ilk… Kaçtığım şeye, nedenime, bir isim verme çabası oluşmuştu bir süre sonra. Kaçışın ilk çarpıcı etkisini, (“atlattıktan sonra” diyemem), sindirdikten sonra. En azından, yaklaşık bir tanımlama isteği. Olmuyordu. İhtimal, olmayacaktı da. Tanımlamak ya da bir isim vermek, yeteneğim dahilinde değildi belki. Cesaretim dahilinde değildi belki. Yetkim dahilinde değildi belki. Hattâ, iyi niyetli bir davranış olmadığı bile savunulabilirdi…
Yorum Bırak– Konuşmalarımız hakkındaki ayrıntıları unutmaya başladığımızda korktuğumu ya da en azından şüpheyle dolduğumu itiraf etmeliyim. Hattâ (ayrıntı denemez buna herhalde), neyi, hangimizin söylediğini bile karıştırır olmuştuk bir süre sonra. – Senin de fark etmiş olmana yine şaşırmadım. – Yine? (Yine…) Bu sonuca varmam beni biraz rahatlatmıştı. Şaşırtıcı bir durumdu yine. Kaçıp kaçmamaya karar vermek, nedenimin önüne geçmek üzereydi demek ki. Hangisinin daha sıkıntı verici olduğunu düşünmekten kendimi alamadım bir süre. Sonunda, bu ikinci durumu, nedenimin üstüne inşa ettiğimi anladığımda açıklık kazanmıştı her şey. Böyle bir karşılaştırma anlamsızdı, olanaksızdı… İkincil’i yaratan birinci’ydi zaten. Kendi içinde yeni bir tartışma konusu yaratmak üzere…
Yorum Bırak– Bana bir şey söyle, kendimi affedebileyim. Bir mazeret, bir haksızlık, bir tuzak ya da… – İnanacak mısın peki? – Artık hayır… Kaçıyordum… Kaçmaya karar verme süreci çok bunalımlı olmuştu. Öyle ki, kaçmak zorunda olduğumu hissediş nedenimin önüne geçmişti bu karar. Kaçmalı mıydım, yoksa biraz daha beklemeli ve, denemek değil ama, belki şans eseri bir şeyin olmasını ummalı mıydım?Geceler boyu düşündüm. Düşündükçe daha da derinleşiyordu nedenim, yayılıyordu. Geçmişimi inceledim bir süre. Ummak konusunda umutsuz olduğuma karar verebildim sonunda ve bu ikincil ama en az asılı kadar etkili karmaşayı geride bırakabildim. Kararım kesindi artık: kaçıyordum!
Yorum Bırakburaya kadar olanlar… bir film izlersiniz, bir kesit. iki saat içinde olan biten “her şey” oyuncuların kimliklerini, kişiliklerini, geçmişlerini, geleceklerini anlamaya ve yargılamaya yeterliymiş gibi görünür. ve böyle düşündüğünüz anda hikâye amacına ulaşmıştır. yönetmen muzafferdir ve yeni savaşı için gereken gücü toplamıştır yeniden. oysa esas hikâye, perdenin tamamına yayılan “son”dan başlamaktadır. sondan başa… film bitmiştir artık! bundan sonra ne olacaktır? kahramanlar yalnızdır ve onların kimlikleri, kişilikleri, geçmişleri, gelecekleri ve kararları kimseyi ilgilendirmiyordur. kimseyi etkileme arzusu da kalmamıştır onlar için, özgürdürler istemeseler de. bilinci bulandırma çabaları hedefsiz kalmıştır. sanat da toplum da terk etmiştir hikâyeyi. işte esas hikâye o zaman başlar;…
Yorum Bıraksıkılmıştım… “yeni şeyler söylemek lazım”dı. “ne”den korkacaktım ki zaten? gelecekse, gelecekti. yazılacaksa, yazılacak… beklemiştim… öyle bir bekleyişti, bekliyor, demiştim. bekleniyordum… çıkageldim, hiç şaşırmadı, konuşmaya başladı, nerde kaldın, diyordu, geciktin. arkamı dönüp gittim. yine sustunuz, dedi biri sonra. yine susmuştuk… geri döndüğümde benim yerimde oturuyordu. orası benim, dedim. orası benim, dedi. orasını karıştırma, dedim, ne zaman geldin? ben hep buradaydım, dedi, sen kaçtığından beri. kaçmadım, dedim. gittin, dedi. gitmemi istemiştin, dedim. orası benim, dedi. sustuk… bana saati sordu. farkında değilim, dedim. baksana, dedi. saatim kolumda yoktu. saatimi sen aldın, dedim. evet, dedi, saatini ben aldım. ne zaman vereceksin, dedim, saatimi. döndüğümüz…
Yorum Bırakelbette birinciyiz aşkların arasında birinciyiz sevmede, tükenip tüketmede ansızın korkmalarda, kuşku tuzaklarında cesarette öncüyüz, aldatmada birinci defterin ilk sayfası, son satırı gibiyiz bir ekmeğin sessizce bölünüşü gibiyiz, zamana inat kalan bir kısa an gibiyiz öldürme bilinciyiz saklanmış cümlelerde yıkılan duvarların toz duman kederiyle bir şehrin uzaktan görünüşü gibiyiz
Yorum Bırakbir acemi zamandan devşirdim bu sabahı bana konan kuşlardan bak hiçbiri gitmedi sustuğum yerden başlıyor küstüğüm güz yağmuru belki yarım, belki uzak belki eskimiştir aşk güneşse güneştir hâlâ geceyle platonik yağmursa yağmurdur o, saklar, söylemez usançsa öfkeyse her neyse odur! bilmiştir, bilip öyle gelmiştir yine öyle yaşanır telaşlı sevgililer güvercinler yaşanır tedirgin çatılarda sözler yaşanır yine, güzler beklemez umutlar, uğultular yıllar sonra devşirme hiçbir şeye değmeyen sözler misali durdum oyalandım önceler içre hayır ben de anlamadım zamanı yönü söylemiştiler belki bütün sözlerimizi izin içinde bir iz gizin içinde bir giz aramak içinse zaman kalmadı artık zaman öyle iç içe bana…
Yorum Bırakyaprağın hasretiyle hüzünlenirken ağacın kederini de hissetmek gitmek… birçok şeyi düşünüp tartabiliyordum artık, arkasından bakabiliyordum. bir şeylerin arkasından bakabilmenin de bir çeşit hüzün getirdiğini o zaman öğrendim. bunu öğrendiğim anda da hüzünlendim. (hep hüzünlenecek bir şeyler keşfediyormuşum, bunu da, şimdi…) arkasından baktıklarımca öyle bakışlar yemiştim ki daha önce, hâlâ ürperiyordum sanırım. en azından, çekiniyordum; bir şey söylemeye, tartmaya, anlamaya… ama artık… (…diye başlayan bir cümlenin, sonunu herkes bilir…) sorularla yanıtları da baş başa bırakıp bazen, bıyık altından gülerek, oradan uzaklaşmak… ama bu kez ağaca da, yaprağa da, hüzne de ana avrat!… gitmek…
Yorum Bırak“sende bu mecnunluk hevesi varken, çölünü de kendin yaparsın gönül…” (anonim) yine uzaklara bakındığın bir günde, derinlerdeki bir telaş içinde, saklarken bir şeyleri ya da saklanırken bir şeylerden; bir kıvılcım, değil! bir ateş; değil! bir yangın mı yoksa? bir sağanak mı; değil! bir fırtına ya da, bir kavga; belki! uzaklara bakındığın bir günde… söylemeye sözün yetmez, söylenecek gibi değil… bir kavga demiştik ya, bir yenilmeme meselesi; işte başlamıştır artık, kendince bir tanımlamadan sonra, “korktuğun”, nihayet başına gelmiştir. umutla çıktığın yoldasındır işte! unutmamak için, yoldasındır. seni umutlandıran da yolun bilinmezliğidir. yalnızca yürümektir artık ilgilendiğin. seninledir yine, bilinmezliğin… aşkın haritası yoktur, o…
Yorum BırakGözlerimde yitik şehir kalıntıları Anladıysan affedersin ömrümü Zaman başka yalanlara akarken de dönüldü Anladıysan çağır beni, bul beni. Yenikti bir tarih gibi sözümüz, yenilikti Bir yanıyla saklıydı ve bir yanıyla sevgili Çoğu gider azı hepten kurtulurdu bilmesen Gözlerimdi yitik şehir, anladıysan affola. Yanılmıştım, saklanmıştım, anladıysan bilirsin Yeni değil tarih gibi önceliydi gittiğim Dönersem de seni bulmam, sen olurum belki de Dünlerin de dili yaban, hem şimdiye öfkeli Dünlerin de bildiği var Anladıysan söyleme.
Yorum Bırakanlatmaya kalksam, anlatacağım kişi de, anlatacağım şeye, anlatacağım şekilde dahil olacağı için; ve anlatacağım kişi bunu anlamak konusunda, ama öncelikle de kabullenmek konusunda zorluk çekeceği için; anlatacağım şey, hep anlatmaya çalıştığım ama hiç anlatamadığım, ya da hep anlattığım şeylerden anlaşılmayanların bir özeti, bir toplamı olduğu için; zaten, tam da anlatacağım kişi anlatacağım şeyi anlayamayacağı için anlatacak bir şeyim olduğu; anlatacağım şey benim olduğu kadar anlatacağım kişilerden de kaynaklandığı; ya da anlatacağım şey, anlattıkça var olduğu ve aslında tam olarak anlatmadığım için var olmaya devam edeceği; anlatacağım şeyi kendime bile doğru dürüst anlatamadığım halde her seferinde aynı şekilde yaşadığım için; anlatacağım…
Tek Yorum
