Sana anlatamıyorum bunları sevdiğim kız, ne yazık. Ben o gün o kaldırımda üşürken yürüyüp evine varabilirdim. Kapıyı açardın. Sıcak bir eve girmenin mutluluğu. Çay demlerdik. Pencerenin yanında saatlerce konuşurduk. Dayanır sigara da içmezdim, menekşelerin güzel açsın diye. Dışardaki, üşümüş hızla yürüyen insanları izlerdik. Yumuşacık akşam alacası çökerdi odaya. Hüzünlenirdin sen sebepsiz, ışıkları yakmazdık. Öperdim ellerini. Uzanır başımı dizlerine koyardım. Seyrek saçlarıma gülerdin. Saçlarını okşardım ben senin. Kokunu duydukça azsam da o gece sevişmezdik hiç. Öyle koklardık birbirimizi yalnızca. O gece hiç sevişmezdik. Gün ağarırken uyanır seni izlerdim. Yorganın arasından sıyrılan bacağını, uzun beyaz boynunu. Nabzının her atışında hafifçe kımıldayan gümüş…
Yorum BırakAy: Ocak 2001
Ben bir hamam böceğiyim, kuytularda yaşar kırıntılarla beslenirim. Geçen gün barda görmüşsün beni. İçmişim iyice, dagıtmışım. Acımışsın halime arkadaşlar söyledi. Sen acıma bana. Ben sızabilirim barda, yahut fahişe koynunda. Ölmem ama. Bilim adamları bile söyledi, nükleer savaştan sonra hayatta kalması en muhtemel tür benim. Boklu cami helalarından, kalorifer peteklerinden, çekyat altlarından fırlar mutlu insanların yılbaşlarından, bayramlardan, mum ışıklı sevgililer günü sevişmelerinden artakalan kırıntılarla beslenirim ben. Her gün aynı yemeği yerim de hiç şikayet etmem. Bir gece sabaha kadar radyoda fikret kızılok çalmasını bekledim de çalmadı. O gecenin sabahı okul tuvaletinde otuz bir çekmiştim. Televole izlerken de arada otuz bir çekerim…
Yorum BırakGöz bebeğini çevreleyen o renkli halka var ya, mavisi olur, elası olur, işte o halkaya iris denir. İris, eski yunanda bir tanrıdır. Tanrılardan haber taşıyan bir tanrı. Gökyüzünden yer yüzüne inmek için gök kuşağını kullanır. Gözün renkli kısmına adını vermeleri ondan. Siz kaç kişiyle göz göze gelince tanrılarla konuştuğunuzu hissedersiniz?
Yorum BırakÇok sigara içme, öleceksin dedi sevdiğim kız. İsmi Bahar. Bir yumru gelip düğümlendi boğazıma. Yutkunamadım. Geçen ilkbaharda doktora gitmiştik dedemle. Doktor, bu kadar sigara içersen ölürsün dedi açık açık. Dedem adamın yüzüne baktı, “şu dışardaki havaya bak. İnsan baharda ölmez”. Titriyordu sinirden. Dedem baharda ölmedi. Kışın ortasındayız ve komaya girdi iki gün önce. İhtiyar ölüme çok yakın artık. Çok sigara içme, öleceksin dedi sevdiğim kız. Ben baharda ölmem diyemedim. Nasıl derim, yakışıklı bir adamla altı ay önce nişanlandı kız. Bir yumru gelip düğümlendi boğazıma. Yutkunamadım.
Yorum BırakŞimdi aklıma gelen tek mitolojik hikaye, Promete’nin ateşi verişi insana… Karnım acıktı, ocağı yakacak çakmak yok. Neden işlevsel değil bizim tanrılar? Alfa nerde, elif nerde…
Yorum BırakHayatın hesaplanamaz olduğu ve olasılıkların sınırsızlığı fikrini içsellestirdiğim anlarda oturduğum yerden fırlıyorum. Önce odanın içinde volta atmaya başlıyorum. Sonra kendimi sokağa atıyorum. Ağzım köpürüyor. Düş gücüm zincirlerini kırıyor. Günlük hayallerden başlıyorum. Ütopyalar sonra. Kesmiyor. Kendimi, uzak yıldızlardan birinde kur yaparken, ıhlamur ağacı kokan, melekler gibi sırtında kanatları, kızıl tenli, mavi gözlü dişi bir yaratıkla sevişirken buluyorum. Benim gibi bir adam, yanından geçen mini etekli kıza bakmıyor düşünün. Zincirleyin beni, bağlayın. Devrim falan yapmalıyım. Ötesi varsa onu da yaparım. Bütün kadınlar kavramlaşıyor. Aromalı, yumuşak bir şekere dönüşüyor kadın. Emip, sindiriyorum. Az acı çektirmediler ben insanken. Evet, insanken dedim. Ol diyorum oluyor.…
Yorum BırakYatağıma sinen koku. Ben onu iki gün için istemedim ki yaşamdan. Kız kulesi satılık değildi daha… O gün bu gündür biriktiririm çekmecemde… Üç günde kaybolur diyorlar terinin tadı odamdan. Ben yaşamak için istedim. Bahar havası esiyor yorganımın altında… Sabahın altı buçuğunda ellerimi topluyorum kırılgan yapraklarından. Kendimi bildim bileli yaşarım çiçekleri… Treni kaçırmaktan korkmadan… Sevdiğiniz kadına önce eldiven alın kışsa… Ceplerine hapsetmesin şımarık dokunuşlarını, elleriniz varken.
Yorum BırakParkta bir banka oturmuş insanları izliyordum. Bir araba yanaştı. İçinden ben indim. Karım ve çocuğum var yanımda. Kilo almışım iyice. Kel kafalıyım ama üstüm başım düzgün. Çocuğu oynatmaya gelmişiz. Daha ben “ne oluyoruz” demeden çocukluğum da gelmez mi? – Oturabilir miyim abi? – Otur bakalım, ne sevimlisin sen öyle. – Çekirdek ister misin abi? – Yok, ben sigara içiyorum. – Sigara sağlığa zararlıdır demişti annem. – Sen büyüyünce her şeyden şüpheleneceksin. Sürekli bu sızıyla yaşayacaksın. Gülüşüne bile bu acı sinecek. Kendine katlanabilmek için bol bol sigara ve alkol tüketeceksin. Cin gibiydi ufaklık. Yüzünde bir gülümseme, orta yaşlı kel adamı işaret…
Yorum Bırakİstanbul’dan arkadaşım aradı. Çok iyi oğlandır. O kadar iyidir ki hakkaten oğlandır. Bu bir kızla çıkıyor şimdilerde. Deri pantolon giyen, rock dinleyen bir hatun. Bizimkini yatağa bağlayıp yalamış yarım saat. Dedi ki aklıma sen geldin. Ya böyle bir durumda insanın aklına niye ben geliyim? Sordum ben de. Efendim bizimkisi coşup kendinden geçiyormuş, hiç hissetmediği şeyler hissediyormuş. Ve en önemlisi kendini erkek gibi hissediyormuş. İçtiğimiz bir gün ona demişim ki bütün anneler oğullarını iğdiş eder. Babalarımıza duydukları gizli öfkeyi bizi yumuşatarak yatıştırırlar. Şimdi haklı buluyormuş beni. Hatırlamıyorum böyle bir şey dediğimi ben. Ne zaman dedim zaten hatırlamıyorum. Yok imkanı yok hatırlıyamadım.…
Yorum BırakGece arkadaşımla yürüyüşe çıktık. Hava acayip soğuk. Cep kanyağı aldık. Çeke çeke gidiyoruz. Sohbet öyle keyifli bir hale geldi ki bir kanyak daha aldık. Sonra üçüncüyü aldık. Keşke dedim şimdi kar yağsa. Yarın yine yağsa. Aralıksız her gün kar yağsa, alttakinin erimesine izin vermeden. Kar öyle azıtsa ki bu şehirde mahsur kalsak. Ne hava ne kara yolu ulaşamasalar bize. Yıllar sonra kar dinince bu şehirden yeni bir ırk çıksa yeryüzüne. Ve şaşırsalar, cep telefonları göt kadar olmuş, binalar beş metre uzamış. Ve şaşırsalar insanlar hiç değişmemiş. Pompalılarla avlasalar bizim ırkımızı. Ormanlarda saklansak. Şehir kar altındayken gizli bir geçit olsun ama…
Yorum BırakKar yağmalı yeniden. Bu şehrin griliği giderek koyulaşıyor. Kale duvarı gibi yükseliyor üst geçitler. Şehri otoyol ağı olarak algılayan tavrın yaya tanımaz kent mimarisi. Bu şehirde yürümek ne zaman zevk olur bilmiyorum. Ama yollar benimdi daha arabalar yokken.
Yorum Bırakİslam rönesansı diye bir saçmalık icad edildi. Duymayan duysun. Televizyonlarda her gün bir yığın ilahiyatçı çıkıp artık islamın Kuran’a göre yorumlanacağını söylüyor. Dinimizi anadilimizde okuyup anlayınca taassubu yenecekmişiz. Araplar bu dini 1400 yıldır kendi ana dillerinden duyuyorlar. Namaz kılarken, vaaz dinlerken ne dendiğini anlamamaları mümkün değil. Geldikleri nokta ortada. Bütün bir ramazan, Yaşar Nuri tayfası ekranları işgal etti. Farkettiniz mi basın bu adamları çok seviyor. “Aydın” din adamlarını. Efendim şöyle yapınca oruç bozulmazmış, cuma namazı şu kadar rekatmış, peygamber o kadar kadınla birlikte olmamış, islam kadına haklarını geri vermis falan. Ey müslüman! Nimet bu kadar kutsalsa, soluk aldığın hava, içtiğin…
Yorum BırakElimi tutarsan yedi sene kuraklık olmazmış tenimde.
Yorum BırakNe zaman aklına koymuştu bilmiyorum. Her akşam elindeki torbada beş ekmek, dönerdi evine yorgun argın. İki çocuğu vardı. Vakti gelince evlendiği bir de kadın. Saçlarını yana tarar, hep kahverengi takım elbise giyerdi. Bakınca anlardınız memur olduğunu. Yılbaşında piyango da alır mıydı bilmiyorum. Alıyordu herhalde. Her gün daha sessiz oluyordu yalnız. Bir gün, kaset almakla yarım kilo kıyma arasında bocalarken yine, televizyonda Hülya Avşar’ı dinleyeceğini düşündü. O gün bir kaset aldı kendine. Önce anne babası vardı. Anne babası, hep fakir, hep yorgun, vicdanında unutmasına izin vermeyen sızı. Sonra dedim ya zamanı geldi evlendi. Anadolu’da kasabadan kasabaya dolanırken evlilik kurumunu eleştiremez insan.…
Yorum BırakKarmaşık bir pazar günü. Damdan düşer gibi karşılaştığım, çocukluğumun Şerif Bakkal’ının oğlu… Öğretim üyesi olmuş. Tesadüflerin yüceliğine yeniden şapka çıkardım. Eski mahalleyi sordu. Eser kalmadı dedim. Bizim bakkalı da mı yıktılar dedi. Babası öleli oluyor bir yedi sekiz yıl. Çocukluğumun beş liralı sakız günlerinin akyol bakkaliyesi market oldu tabii ki… Ama yerinde hala. Müteahhitin biri almış. Yıkacaklar beş altı aya. Yerine sekiz katlı apartmanlar yapacaklar yüzlerce çocuk olacak. Migrosa gidecekler çikolata almaya. Ekspres kasadaki güzel kız yanaklarını sıkacak. Ama asla sakız vermeyecek para üstü yerine.
Yorum Bırak