altı patlar birol

Her öğleden sonrası ganyancıda televizyon başında devrilirdi Birol abinin. Altı patlar birol abi. Yıllarını verdiği ganyan mevzuunda altılının altısını da yatırmasıyla meşhurdu. Öyle yürüdü yani namı. Lafı dinlenir adamdı. Taşak oğlanıydı da aynı zamanda. Nevi şahsına münhasır mahalle eğlencesi. Altı patlar birol abimiz net konuşurdu türlü hususta. At mı koşar baht mı birol abi? diye sorma gafletinde bulunduğumda, ”atların amına koyim yeğenim” demişti mesela. Çok uzatmazdı lafı. Evli üç çocuk babasıydı. Servis çekerdi okullara. Ekistıraya da giderdi denk geldikçe. Piknik organizasyonuydu, okul gezisiydi, şirket toplantısıydı. Ağzına içki koymazdı. Sulandırmazdı kafasını. Nassın diye sorunca, ”at gibi” derdi. Dün altılıyı tutturmuş ömrü hayatında ilk defa. Sevinçten sokağın başına kadar yürümüş. Dönüşte, onunla birlikte sekiz yüz elli kişinin daha tutturduğunu söyleyen ganyancıya ”hebsini ayrı ayrı tebrik ederim” demiş. Bugün akşam üzeri dükkanın önünden geçerken gördüm, iyakşamlar dedim. Sağol dedi. Bi de çay ısmarladı.

son sızı

ben sizi anladım artık.

sizin içinizden gelenler var gece yarılarında. sözünüz de yüreğinizden geliyor, yalanınız yok. ben sizi anladım, acı çekmemek için buradasınız, yoksa olmayacaksınız, bile.

hiç.

tamam da bazen beni bırakın. bazen gidip hava alayım. tamam dönerim, korkmayın. gelin beni bazen bırakın. üstünüzü örtüp susarım sonra yanınızda. ama beni bazen, bırakın.

çoğunuzdan karanlığım, çoğunuzdan utangaç. çoğunuzdan cahilim ve alın işte: görgüsüz! çoğunuzun gördüklerine körüm, sevdiklerine hasret, bile. çoğunuza sonsuzum. “sonsuz” da, alın size bi muamma! yok benim bi son sözüm, işte, sonsuzum.

Bab-ı Esrar – Sızı

Göz Göz Olmuş Gönlümüz, Et Değil ki Kanasın

Bir kafir derviş oldum, havalar nasıl diye de sormuyorum, havalar beni sormayınca. Saçıldım gitti dünyaya, geri nasıl toparlarım hiç bilmiyorum. Ümitle doluyum ve şaşkınım, bir çocuk oldum bir adam. Herşey vaktini kollar. Kalpten içeri bir dil var, işte ondan başka da anlaşmanın imkanı yok galiba. Samimiyet ne kadar önemlidir, bizi göklere de çıkarır yerin dibine de sokar. Oysa kalbin içinde bir ev var, yer de bir, gök de bir. Yönsüz, şekilsiz şemalsiz bir ev. Peki ne var orada diye sorarsan, ben varım, benden sana bir selam.

Tahsin’le ben içtik bugün

kıyıda bi masa seçtik, denize sıfır. Denizin çarşaf gibi olduğu akşam üstlerinden biriydi. Ufak bir koyun sonunda kayalıkların tam başladığı yerdeki mekana ilk kez geliyorduk. Hemen bir kaç adım yanımızdan yüz yüzelli metrelik kumsal başlıyor, karşı kayalıktaki diğer mekana kadar da hiç kimse görünmüyordu. Güneş karşı kayalıklara doğru hızla devriliyor, kumsaldaki şekillerin gölgeleri anbean bana doğru uzuyordu. Kış günü dersin ama hava sakin, dingin, esintisizdi. Sıcaklık üşütme sınırında olsa da üzerimiz sıkıydı.

Yeteri kadar sigara, çakmakla masaya oturduk. Masa dört kişilikti. İki erkek olunca hep dört kişilik masaya otururulur. Bi ümit işte. Yıllardır alışkanlık haline gelmiş boş ümitler. Yazın, gece erkek erkeğe veya bir kadınla ilk kez dışarı çıkarken yanına güneş gözlüğü de almak gibi. Bi ümit. Belki yarın öğlen dönerim eve ümidi. Olmaz ya.

Rakı içicez şefim, dedim, kırk beşi devirmiş, sarı bıyıklı, orta boylu, kendine bi beden küçük açık mavi önlüğünden göbeği iyice ortaya serilmiş, şişmanca, kır saçlı garson abiye. ”ellilik bizi güzelleştirir”. Efenim? diye kibarca eğilip kulağını eliyle bana eğince tatlı tatlı sırıttı Tahsin, ”yarraa yedik” bakışıyla. Rakı abi rakı, ellilik, dedim sesimi yükselterek. Yanına ne alırsınız? diye doğruldu biraz yüzü asılarak. Belli ki muzdaripti bu az duyma mevzuundan. Ben de biraz üzüldüm, fazla bağırdım herhalde diye düşünüp. Tahsin kaya yanığı istedi, kumlu yahni var mı diye sordu sonra da. Var ama az bekletiriz onun için, kum sabahın kumu. Yensini getirelim. Bi yirmi dakka yarım saat alır hazır olması. Düzenbaz yeşili yaptırayım size önden? Deniz börülcesi, arkasına da tereyağlı karides. Tamam dedik. Buzuydu suyuydu bi on dakkaya hazır etti masayı Muharrem abi. Gümüşhaneliymiş. Gümüşhane’li diye bişey varmış demek, diyince bi anlamadı. Niye ki? dedi. Ne bileyim abi dedim. Şu yaşa geldim, gördüğüm ilk Gümüşhaneli sensin. Gümüşhane’ye gideydin yeğenim madem meraklısısın. Membaa oradır, dedi. Tahsin patlattı tabi kahkahayı.

Muharrem abi önce rakıyı getirdiyse de mezeler gelsin sonra biz hallederiz diyip teşekkür ettik. Yoğurduydu, kaya yanığıydı, peyniriydi, börülcesiydi, düzenbazıydı, yağaydı suyuydu derken hızlısından bi onbeş dakkaya hazır oldu masamız. Tahsin rakıları koydu tombul kısa parmaklarıyla. Sonra ızdırapla gerinip, yau şu belim azdı gene, diye girdi lafa. ellilik yeni rakıyı sıkı sıkıya kapatıp sandalyenin sağına zulaladı gençlikten kalma refleksle. Sonra yaptığını farkedip gülse de gecenin sonuna kadar ordan çıkardı rakıyı. Yokluyor gene bu ara diye devam etti. Kırk kere dinlemiş olmama rağmen, ”gösterdin mi doktora” diyince hikayeyi aynı sırayla döktü. Doktor bunla yaşıycan demiş, efendim sigarayı bırakmazsa kırkından sonra altı ayda bir ameliyat olurmuş. Kemik yapısı şu yaşta gelişimini tamamladığı için o yaştaki kilosuna dönmeliymiş. Basket, voleybol gibi zıplanan sporlar yapamazmış ama bol bol yürüse iyi olurmuş. Ordan da belinin eski maharetlerini sıralamaya geçti.

Gençlik anılarımızı karşılıklı döktük; her bir hikayeyi ilk kez dinliyormuş gibi merakla dinleyip gevrek gevrek gülerek. Ya şunu hatırlıyo musun? Ooooo ne meme vardı bilader onda. Şey vardı ya bi de benim, üfff ne diyosun. Yau sana bak daha önce demedim ben de, Elif vardı ya benim sınıfta. Hadi canım sallama şimdi. Yau nasıl bi kıç vardı biliyo musun, lokum. Geçen gördüm, kocası, kızı yürüyolardı. Boyu kadar olmuş kızı. Vay anasını… Şöyleydi böyleydi bi iki saati yemişiz. Arkasından her zaman olduğu gibi laf döndü dolaştı sana geldi. Tahsin, öyle güzeldi böyle iyiydi, yanlış yaptın bırakmayacaktın sen o kızı diye sıralamaya başlayınca bi tadım kaçtı. Napıyormuş haberin var mı? diye sorunca vallaa en son maliyede memurdu, dört sene önce kim demişti, biri demişti. Evlenecekti evlenmiştir herhalde. Haberim yok dedim. Biraz daha üzerime geldiyse de renk vermedim. ”Muharrem abi kumlu yahni noldu” diye seslenip konuyu kapatmaya çalıştıysam da ”özledim vallaa” diyince gözlerim doldu. Yine de söylemedim öldüğünü. Söyleyemedim yani işte. Çok özledim lan seni. Bak, Tahsin de özlemiş.