Sayiklamalar
theme "gull"

tanışma

14 Temmuz 2010 Çarşamba, 23:47 / yazar: heyamo

öyle bir yere gelinir ki sonunda, bütün oyunlardan çıkılır birer birer. “zaten” denir.

zaten, gerçeklere teslim oluştur. zaten, itirafın başladığı andır. zaten, hesaplaşmadır. korkunun bittiği, korkulanın geldiği yerdir, zaten. zaten’in karşısında dağ olsa dayanmaz. “zaten”, diyen, sahneden yere iner. zaten’in içinde, silme ihanet vardır. bıçaklanmış sırtın, zaten’den sonra kanar. zaten torbadan çıkan zehirli bir yılandır. zaten, yangında, ilk kurtulandır. zaten’in üzerine küfür tanımam. zaten bir yok oluştur, z ile başlar zaten.

vadesiz

26 Mayıs 2010 Çarşamba, 02:13 / yazar: heyamo

seni beklerken kendime başka bir ben uydurdum, aksi gibi o da seni beklemeye başladı.

bir çerçi geldi seni beklerken, senin, dedi, dizlerin çürümüş. her yerin oyuk oyuk. içinden, dedi, senin nehir mi geçti?

bir saatçi gelip adını söyledi, beni bul, dedi telaşla, aradım buldum, yüzüme güldü. şimdi git, dedi, şimdi git kendini kur. gözlerim doldu, gittim, saatim durdu.

seni beklerken satır araları düştü ardıma önüme. koşmasaydım düşecektim, ucuz kurtuldum, ilk paragraftan dönüp baktım geriye, başlıklar gördüm dizilmiş, üstü çizilmiş.

bir çocuk yanaştı tedirgin, tetikte misin, dedi, hâlâ tetikte misin? bekliyorum ya, dedim, daha ne yapayım? hazırlan, dedi, yola çıkacaksın yakında, eski bir şeylerle git, yazık olmasın.

elim düştü bileğimden, eğildim, almaya kalktım, gözüm düştü yerlere, kirli ağladım.

seni beklerken sağır oldum, kimseler seslenmedi. anlamadım boşluğumu, yanıldım.

derken,

ax kai na’tan – stelios rokkos – 4’24”

bona felonum

29 Nisan 2010 Perşembe, 02:36 / yazar: qenomesum

yirmi iki ufak not, muhtelif hediyelik eşya, peçeteye bir öpücük, ağlanmış bir mendil, zor durumda kalmamak için banyonun bir gözüne bırakılmış üç kadın pedi, bir pamuklu pijama (gri), otuz altı fotoğraf (biri vesikalık), çeşitli tarihlerde yazılmış on sekiz mektup, bir ruj, dibi kalmış bir allık (aynalı), saç kremi, biri seyahat tipi olmak üzere iki diş fırçası, bir kitap, teki sevişirken kaybedildiği için diğer teki de bırakılmış mor bir çorap (diğer teki bulunduğunda yanına kaldırılmak üzere), paketlendi, kaldırıldı.

günün birinde biri, sen uyuklarken, pazar pazar, tatlı tatlı evi temizlemeye başlar. üzerinde gece verdiğin pijama. kollarını, paçalarını kıvırmış. başka yer yokmuş gibi de yatak odasıyla uğraşır. perdeleri, pencereyi açar. ortalığa saçılmış ne varsa toparlar. göz ucuyla seyredersin tabi tatlı tatlı. mutfaktan da çaydanlığın tıkırtısı gelir. ne keyiflidir o sabah. hep de güneşli olur.

uğraşırken uğraşırken kalorifer peteğinin arkasında bir mor çorap buluverir. suratına sırıtarak bakar, “oh iyisin vallaa” der gibi. sen de gülersin dudağının kenarıyla. sonra usulca süzülür yanından; mutfaktaki çöp kovasının sesini duyarsın. tek kelime edemezsin. adamı döverler.

90+ 6: son düdük

10 Nisan 2010 Cumartesi, 00:52 / yazar: qenomesum

şevket vardı. altıpas şevket derdik. imkan versen yatağı yorganı atar altıpasa, orda yatar; öyle tembel adam. ama atıyor allahı var.

türkiye kupası çeyrek final maçı, zeytinburnu’yla. şiir gibi top oynuyoruz, dört sıfır da mağlubuz. dakika doksan artı altı. maç bitti bitecek. gözgöze geldik biz bunla. hacı, orta sahanın az ilerisinden uzun bi orta kestim ben. içerde de iki eleman var defans. şevket iki defansın arasından bi rövaşataya kalktı, öyle bi hareket yok. ben daha görmedim. kaleci topu görmedi bile. hepimiz baktık sadece. seyirci bile bi düşündü sonra bağırdı anlıyo musun?

şevket o hızla hemen kalenin içinden topu aldı ama nası koşuyor hakeme doğru. dedim herhalde golü vermedi hoca. baktım hoca da orta sahaya koşuyor, vermiş golü. hayırdır diye ben de yöneldim o tarafa. bizimki hakemin yanına kadar var ya atom karınca gibi koştu. ne önce ne sonra öyle koştuğu görülmedi şevket’in. geldi durdu hakemin önünde. “hocam ya” dedi “iki yazalım şunu gözünü seveyim”. duyan başladı gülmeye tabi. biz gülüyoruz rakip gülüyor. hakem de bişey diyemedi, o da güldü. taraftar gole seviniyor bu arada ama nası sevinmek. çıldırıyor bizim hemşeriler. zannedersin dört taneyi biz atmıştık şimdi beş oldu.

neyse santrayı yaptılar, iki üç pas sonra bitti zaten maç, elendik. soyunma odasına doğru yürüyoruz. hakem “şevket” dedi. durdu eleman. yan hakemler falan ekip halinde gelir ya, geldi bunlar. tam o tünelin ordayız. “lan oğlum” dedi hoca, ama hâlâ gülüyor, “dört sıfır mağlupsun dakka olmuş doksan artı altı, üçlük atsan nolur lan, bitmiş maç.”

- eee? şevket ne dedi bilader?
- şevket bişey diyemedi. ağlıyodu şevket.


Aşk İnsanı Değiştirir / Yıldız Tilbe / Anma Arkadaş / 4′25” / F

dua

04 Nisan 2010 Pazar, 01:04 / yazar: qenomesum

allah ne bilsin benim derdimi selim abi be ya? manitası mı olmuş hiç? ben cemal süreya’ya ediyom duayı. o gider anlatır.

italik

28 Mart 2010 Pazar, 12:49 / yazar: qenomesum

önünde eğilirken kendime önem atfetmeye çalışıyordum belki nazarında. dikkat çekmeye… zira italik son çaresidir yazarın.

mevsim sonu – IV

16 Mart 2010 Salı, 21:19 / yazar: heyamo

1.
yol da bizimle koşarsa
varamayız ki…

2.
çok da değişmedin,
suçlarından aldırdın biraz.

3.
ali, merhametinin üçte birini ayşe’ye verse
merhametleri yine eşit olmuyor,
kim bilir ali ne çok acı çekiyor…

4.
“dip”, “yüzey”den daha güzel.

5.
öyle bir trafik ki
“çarpılan” hep hatalı…

6.
pazarlıkta kullanılan fedakârlık,
olsa olsa “yatırım”dır.

7.
asâletin hazin sonu
rezâlet.

8.
hayatımı yaşıyorlar,
günümü gün ediyorlar.

9.
çizdim benzetemedim,
sildim temizlenmedi.

10.
bir bebeğin uykusunu uyuyabilsem…

11.
sustum bu kez sormadan.

eşittir; fermatın son teoremi

07 Şubat 2010 Pazar, 19:18 / yazar: sahanda yumurta

Nedir:
Yolumu yönüm belirleyecek, demişti. Yolundaki ilk yerde kaldı; yolunu da yönünü de kaybetti. Yolundaki ilk yer onun son yönü oldu.

Yönümü yolum belirleyecek, diye geçirmiştim ben de içimden. Yola çıkarken yönüm net olmadığından ilk yerde yolumu, dolayısıyla yönümü şaşırdım. Bunun için her “yer” benim için iki yol arasında bir yön oldu.

Şimdi “yerde” ise, yoldayım demektir bu.

Bir önemi yok aslında yola beraber çıkmamışken…

eşittir; odalık

04 Şubat 2010 Perşembe, 20:20 / yazar: sahanda yumurta

Ankara’nın en bildik meyhanelerinin birinde demleniyorduk. Üç kişiydik sanırım. Masada o akşam tanıştığım berikinin arkadaşı yeni evlenmiş, parasızlıktan gelinin ailesinin evine yerleşmişler -sorarsan geçiciymiş- iç güveysiliğin zorluğunu anlatıp duruyordu masaya oturduğundan beri. Berikinin kim olduğunu hatırlamıyorum.. Konuştuğunu da. Uyuyor olabilir o sırada, bilmiyorum. Ben içgüveysiyi dinler gibi yapıp rakımı yudumluyordum. Gözden uzak, zorunlu meyhane masasında, can sıkıntısından, içtikçe uyuşuyordum. Gündemimizde ne vardı, anımsamıyorum.

2.kadehin sonuna doğru, iç güveysi durumunun iyi yanlarını anlatmaya geçmişken ve beriki bu sefer gerçekten uyuyorken, telefonla beni dışarıya konuşmaya çağırmıştı. O son konuşmamızda bana “hep böyle kal” dediğini hatırlıyorum. O günden beri de görmedim. Kuşkusuz iyi bir dilekti bu. Ama üzerime yansıması farklı oldu. Hep o an nasılsam öyle kaldım; uyuşukluk içinde, “iç güveysi benden hallice…”

eşittir; bay Ridge

03 Şubat 2010 Çarşamba, 22:36 / yazar: sahanda yumurta

Bu Mc Kinley parkının hiç bir özelliği yok. Mc Kinley’in de bir özelliği yok. Elimdeki kitapçıkta sadece Amerikan başkanlarından biri olduğu yazıyor. Oysa ilginç bir hikayesi olacağını düşünmüştüm. Oturduğum banktan kalktım. Parkı boylu boyunca yürüdüm. Metronun altından geçerek 6. caddeye çıktım. 77. sokak yerine yanlışlıkla 78. sokağa dalmışım. Sokağın da herhangi bir özelliği yok. Sağlı sollu tek katlı evler, önlerinde çimlik alan, garaj, düzgün ve sıkıcı yollar… Sokağı bir uçtan bir uca yürümeye başladım. Aradığımı bulamayınca bir kafeye oturup kahve söyledim. Önümdeki notları açıp okumaya başladım;

“Feragat, kelime anlamı olarak kişinin kendi isteği ile vazgeçmesidir.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 1.bap 7.faslında ise “Feragat, iki taraftan birinin neticei talebinden vazgeçmesidir. Feragat ve kabul beyanı dilekçe ile veya sözlü olarak yapılır. Feragat veya kabul eden taraf mahkum olmuş gibi masarifi muhakemeyi tediyeye mecburdur. Feragat ve kabul, katî bir hükmün hukukî neticelerini hâsıl eder. Bilbeyyine hükme raptı kanunen mecburi olan hallerde müddeialeyh müddeinin neticei talebini kabul ederse müddeialeyhin dâvada devamı huzuru mecburi değildir ve bu kabul bundan başka hukuki bir netice husule getirmez” şeklinde düzenlenmiştir.”

Bunun Türkçesi ve uygulaması şudur; talep eden, talep edilen bir de talep konusu vardır. Talep eden olarak gelirsiniz, talebinizden feragat ettiğinizi söylersiniz. Beyanınız bağlayıcı olsun diye herkesin önünde okunur. O zamana kadar ödediğiniz tüm bedelleri yüklenir, imzayı çakar gidersiniz. Bundan sonra aynı konu ile ilgili olarak hayatın hiçbir yerinde, hiçbir aşamasında yeniden talep hakkınız yoktur. Beyanınız kesindir ve bağlayıcıdır. Dönemeyecek, vazgeçmeden vazgeçemeyeceksinizdir. Ta ki talep edilen aynı konu ile ilgili talebinizi “kendi” kabul edene kadar… Bundan sonra hayatınız bu beyana göre yeniden programlanacaktır. Beyanınızdan talep edilenin haberi olmasına bile gerek yoktur. O nasıl olsa beklenendir ve siz bir kere vazgeçmişsinizdir. Hayat aynı konu ile ilgili yeni taleplerinizi onun açısından beklemeye alır. Belli bir süre sonra kabul görmediğinde siler.

Deliler her zaman -her şeyin olduğu gibi- bunun dışındadır. Onlar baştan -her şeyden- feragat ettikleri için her şeyi, her istediklerinde, her zaman talep edebilirler ve hayat onları yakalayıp imzalarını alamadığı için istisnadırlar.

Bir de talepkârlar vardır: Onlar şartları yanlış değerlendirme yüzünden vazgeçmekle hata yapmışlardır. Bağlayıcı olduğunu bile bile her seferinde yeniden aynı taleple gelirler. Her red edilişte farklı yollar denerler. Onlar ilk hatada kalanlardır. Taleplerinin kendiliğinden kabul edilmesini umarlar her deneyişlerinde. Talep edip, sayıklayanlardır.

Notlarımı kapattım.
Yanlış sokak olduğunu bile bile girdiğim -dolayısıyla en başta yalan söylediğim- 78. sokaktan çıktım. Taksiye atlayıp otele döndüm. Bir beyanda bulunacaktım, unuttum.
—————–
-hiç değişmemişsin
-mümkün değil
-mümkün olmadığını bilmediğim için buradayım.